OCAK-ŞUBAT 2020 / DÜNYADAN KOOPERATİFÇİLİK

Kadınların zor günlerden çıkış yolu: kooperatifler


Dr. M. Erhan EKMEN    

03.01.2020 


Bu yazımızda sizlerle yıllardır savaşların acıları altında kalan Filistin, Lübnan ve Irak’a gideceğiz. Komşularımız olan bu ülkelerde hepimizi rahatsız eden sıkıntılara karşı kadınların kooperatifler aracılığıyla nasıl çareler bulduğunu göreceğiz.

Bölgenin sosyokültürel geri kalmışlığı dikkate alındığında kadınların günlük hayata aktif katılımlarını sağlayabilmek adına kooperatifçilik ilk etapta kabul edilebilir bir yaklaşımdır. Dünyadaki kadın kooperatiflerinin neredeyse tamamına yakını geri kalmış ülkelerdeki kadınlar tarafından kurulmuştur. Bunların kuruluşunda yardımcı olan çevreler ise “hiç yoktan iyidir”, “bir yerden başlamak gerek” mantığı ile hareket etmektedirler. Başlangıçta hızla küçük başarılar elde edilse de küçük ölçekli kalan bu kooperatiflerin büyük bölümü büyüyüp gelişememekte, uzun süreli faaliyet gösterememektedir.

Ülkemizde Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde ilk kadın kooperatifi, 2004 yılında İzmir ili Kiraz ilçesi Yağlar köyünde kurulmuştur. Bakanlık tarafından pozitif ayrımcılık yapılarak, süt sığırcılığı konusunda desteklenmiştir. Halen Bakanlık bünyesinde kadınlar tarafından kurulmuş ve ortaklarının çoğu kadınlardan oluşan 33 ilde toplam 43 tarımsal kalkınma kooperatifi bulunmaktadır. Ticaret Bakanlığı bünyesinde ise kadınlar tarafından kurulan Kadın Girişim Kooperatifleri bulunmaktadır. 2012 yılından sonraki düzenleme ile kurulan kadın kooperatiflerinin önemli bir çoğunluğu tarım dışı sektörlerdendir. Bakanlığımız, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı iş birliğinde "Kadın Kooperatiflerinin Güçlendirilmesi İş birliği Protokolü" kapsamında çalışmalar yürütülmektedir. Kırsal alanda kadına yönelik düzenlenen eğitim ve toplantılara 2004 yılından bu yana yaklaşık 82 bin kadın çiftçinin katılımı sağlanmıştır.

Haber Görseli

Kooperatifteki girişimciliğin arttırılmasında, kendi emeğini değerlendiren kadın çiftçilere ihtiyaç duyulmaktadır. Burada sadece kadınların ortağı olduğu kadın kooperatifçiliğinden daha ziyade “aile kooperatifçiliği” diye adlandırılan yaklaşımın daha etkili olacağı dikkate alınmalıdır. Kooperatiflerimizdeki birçok sorun, kadın çiftçilerimizin mevcudiyeti ile daha kolay çözülebilecektir. Kadınların yer almadığı kooperatifçilikte başarıya ulaşmak çalışmak, tek bacakla maraton koşmaya benzeyecektir.

ARAP ÜLKELERİNDE KADIN KOOPERATİFLERİ

Dünya genelinde 1 milyardan fazla insan kooperatif üyesidir ve ilk bakışta, olağanüstü bu durumun coğrafi sınırı yok gibi görünmektedir. Ülke nüfusunun yarısının kooperatiflerden oluştuğu Singapur'dan, nüfusunun dörtte birini kooperatif üyesi olarak sayan Almanya'ya kadar birçok ülkede şaşırtıcı sayıda kooperatif üyesi bulunmaktadır. Kooperatifler birçok ülkenin ekonomilerinde büyük etkiler yaratmaktadır. Örneğin; Kenya’nın Gayrisafi Yurt içi Hasılasının neredeyse yarısından, Vietnam’ın neredeyse yüzde onundan ve Kolombiya’nın yüzde beşinden kooperatifler sorumludurlar.

Ancak, Arap devletlerinin arasında kooperatiflerin sayıca çok az ve güçten yoksun olduğu bir bölge vardır. İşgal altındaki Filistin topraklarında, Lübnan’da ve Irak'ta kooperatifler, istihdam edilen nüfusun ancak yüzde 1'ine istihdam sağlayabilecek kadar az rol oynamaktadır. Üstelik tüm kooperatifler göründükleri gibi değildir. Birçok kuruluş, yasal faydalardan veya bağış fonlarından yararlanmak için temel kooperatif prensiplerine sahip olmasalar bile, kendilerini kooperatif olarak tanımlamaktadır.
İşgal altındaki Filistin toprakları, Lübnan ve Irak'taki kooperatiflere özellikle kadınların katılımı sınırlıdır. Bununla beraber, kadın ve erkeklerin birlikte yer aldıkları kooperatiflerde ise kadınlar genellikle herhangi bir liderlik veya karar alma rolünü üstlenmezler ve çoğu zaman erkek üyelerle aynı ölçüde fayda sağlayamazlar.

Bu ülkelerdeki kadınlar için istihdam oranları da düşüktür ve kadınlar ülkedeki bütün işlerin toplamının dörtte birinden daha azına sahiptir. Yine de çatışma zamanlarında aile yapıları sıklıkla değişmektedir. Özellikle kırsal alanda erkeklerin iş aramak için kente göç eder ya da çatışmalar nedeniyle kadınlar tek başına evi idare etmek zorunda kalır. Lübnan’da iç savaştan sonra hanelerin yüzde 14,4’ünde, Irak’takilerin ise yüzde 10,2’sinde kadın tek başına kalmıştır.

Böyle çatışma anları, kooperatiflerin yararının en fazla olabileceği anlardır. Kooperatifler, ortaklarının risklerini paylaşmalarına, kaynakları birleştirmelerine, birikim oluşturmalarına ve kredi sağlamalarına olanak tanımaktadır. Arap ülkelerindeki kırsal kadınların arazi sahipliğinin düşük olması: özel kredilere başvurabilmeleri ve diğer gelir getirici fırsatlarla meşgul olmaları için gerekli teminatı sağlama yeteneklerini kısıtlamaktadır (1998'de Lübnan'daki toprak sahiplerinin yüzde 7'sinden azı kadın iken, 1999'da Filistin’deki kadınların yalnızca yüzde 5'i toprak sahibidir.).

Bağımsız olarak tek başlarına ancak çok az şey başarabilen Arap ülkelerindeki kırsal kadınların güçlenmeleri ve ekonomik bağımsızlıkları için güçlerinin bir araya getirilmesinde, kooperatifler  yararlı bir araçtır ve çatışma sonrası uzun vadeli sürdürülebilir sosyoekonomik iyileşmeye doğru onlara bir çıkış yolu sağlayabilir. Bu tip bir kolektif gücün örneği bulunmaktadır. Tasarruf ve Kredi Kooperatif Birlikleri Üst Birliği (UCASC) işgal altındaki Filistin bölgesinde, tüm ortaklarının çoğunluğunu kadınların oluşturduğu bir kooperatif üst birliğidir. Bu birliğin hedefi, kooperatif ilkelerine dayanarak kırsal alanlarda yaşayan Filistinli kadınlar için daha iyi bir gelecek inşa etmektir. Son birkaç yıldır Tasarruf ve Kredi Kooperatif Birlikleri Üst Birliğinin ortak sayısı giderek artmaktadır.

kooperatifler