KASIM-ARALIK 2019 / KAPAK KONUSU

Toprak koruma kanunu ile toprak kayıpları azaldı


Hülya OMRAK     Mehmet OĞUZ 

05.11.2019 

Türkiye toprak kalitesi açısından kaliteli bir toprak yapısına sahip. Topraklarımız da son derece verimli, özellikle eğimin düşük olduğu yerlerde. Türkiye tarımsal üretim açısından her türlü üretim yapabilecek düzeyde. Hem toprak yapısı hem iklimsel olarak.
Yaklaşık 24 milyon hektar tarım arazisi bulunan ülkemizde tarım alanlarının kaybedilmesinin önüne geçmek için ciddi yasal düzenlemeler bulunuyor. Toprak Koruma ve Arazi Değerlendirme Daire Başkanlığı tarım alanlarının tarım dışına çıkmaması konusunda önemli çalışmalar yapıyor. Özellikle 2005 yılından sonra tarım alanlarının kaybı büyük oranda azalmış durumda. Tarım alanlarının korunması, erozyonla mücadele, tarım arazilerinin sınıflandırılması ve Türkiye’nin toprak kalitesi gibi konularda Toprak Koruma ve Arazi Değerlendirme Daire Başkanlığı Toprak Etüt ve Haritalama Birim Koordinatörü Yılmaz Ülkü ve Arazi Kullanım Planlaması Birim Koordinatörü Ahmet Bülent Beşparmak’ın görüşlerine başvurduk.

Tarım arazilerinin korunması ve amacına uygun kullanılması için yaptığınız çalışmalar neler? Bununla ilgili bir denetim mekanizması var mı?

Türkiye’de tarım arazilerinin korunması ve amacına uygun kullanılması yasayla güvence altına alınmış durumda. Ülkemizde tarım arazilerinin korunması ilk olarak 11 Mart 1989 tarihinde Köy Hizmetlerinin çıkardığı bir yasal mevzuat ile düzenlendi. Dünyadaki diğer ülkelerde tarım arazilerinin düzenlenmesi ile ilgili bir mevzuat var mı diye baktığımızda sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde 1950’li yıllarda çıkarılmış yaklaşık 9-10 sayfalık bir mevzuat var. Bunun dışında özellikle Avrupa’daki ülkelerde tarım arazilerinin korunmasıyla ilgili herhangi bir mevzuat yok.

Ülkemizde 1989 yılında çıkarılan yönetmelik 2005 yılında kanunlaştı, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu adıyla. Bu Kanunla tarım arazileri korunuyor, korunurken koruma ve kullanma dengesi gözetiliyor. İyi tarım arazilerinin tarımsal amacı dışına çıkması önleniyor. Tarımsal potansiyeli bulunmayan zayıf araziler ise koruma kullanma dengesinde kullanma kapsamında izinlendiriliyor.  5403 sayılı Kanun’un 13. maddesi izinlerle ilgili hükümleri kapsıyor. 14. madde ise izinlendirmeyi biraz daha zorlaştırıyor. 5403 sayılı Kanun’un içerisinde arazi kullanım planlarıyla ilgili hükümler de var, bu da Kanun’un 10. maddesi. Türkiye’de tarım arazilerinin amacına uygun kullanılması için yapılan en önemli çalışmalardan biri bu arazi kullanım planları olacaktır. Ayaş’ta entegre arazi planlarıyla ilgili bir projemiz var. İstanbul Şile’de de bir teknik şartname hazırladık. Şile’nin arazi planlarının yapılmasıyla ilgili Şile Belediyesi ile ortaklaşa yürütülecek bir proje. Ayaş’ta FAO ile birlikte yürütüyoruz biz projeyi. Üçüncü olarak havza bazında İzmir’de Küçük Menderes’te böyle bir çalışmaya Ege Üniversitesiyle ortak olarak başlıyoruz. Bunun alt yapısını hazırladık. En geç 2020 yılı içinde Küçük Menderes Havzası’nda da arazi kullanım planlaması çalışmalarına başlayacağız.

Türkiye’de şu ana kadar arazi kullanım çalışmaları yapılmamış. Türkiye geneline yanlış bir modelle girersek maliyeti yüksek olur. Ama biz Ayaş, Küçük Menderes ve Şile örneklerinden çıkardığımız modeller ile Türkiye genelinde tek bir hamlede arazi planlamasına başlayacağız.

Yıllar içinde tarım dışına çıkan arazi miktarında nasıl bir ivme söz konusu?

Yıllık ortalama tarım dışına çıkan alan miktarları belli. 1989 yılında çıkarılan yönetmelik zaman içerisinde 6–7 defa değişiklik gördü. Bu süreç içinde tarım dışına çıkma oranlarındaki azalmaları görüyoruz. 2005 yılında Kanun çıktı, tarım dışına çıkma oranları iyice azaldı. Kanun’un 14. maddesini devreye soktuğumuz zaman ise tarım dışına çıkan alan daha da azaldı. Yıllar içindeki bu azalma Kanun sayesinde toprak alanlarının korunduğunun bir göstergesi aslında.

Haber Görseli

KÖTÜ BİR TARIM ARAZİSİNİ BİLE TARIM DIŞINA ÇIKARTMAK ZOR BİR PROSEDÜR GEREKTİRİYOR

Bir tarım arazisi neye göre “Büyük Ova Koruma Alanı” ilan ediliyor ve tarım dışı amaçla kullanılabilmesi için hangi şartların olması gerekiyor?


Büyük Ova Koruma Alanı halk arasında tarımsal sit alanı olarak bilinen araziler, yoğun işlenebilir, tarımsal faaliyetlerin yapıldığı yerlerdir bizim için. Elimizdeki mevcut toprak veri tabanında sınırlarını çizeriz, Cumhurbaşkanlığı kararıyla bunu ilan ederiz. İlan edildikten sonra Resmi Gazete’de çıkar. Bunlar sayısal veridir elimizde. Sisteme aktarırız ve bu sistem üzerinden altındaki tüm parseller ilişkilendirilir ve burası “ova” mührünü yer. Tapuya bununla ilgili şerhler de konulur ve bundan sonraki tüm süreçler 5403 sayılı Kanun’un 14. maddesi kapsamında değerlendirilir.
 
Büyük Ova Koruma Arazisi içindeki niteliğini yitirmiş, marjinal tarım arazilerinin tarım dışına çıkabilmeleri için 5403 sayılı Kanunun 14. maddesi kapsamında birtakım prosedürler uygulanır. İlk olarak iki tane kamu yararı kararına ihtiyaç vardır. Ayrıca Toprak Koruma Kurulunun uygun görüş vermesi gerekir. Dosya, kurul kararı, kamu yararı kararı ve diğer ekleriyle birlikte Bakanlığımıza gelir. Bakanlığa gelen dosya için bir bilgi notu hazırlanır, tarım dışına çıkarılmasını zorunlu kılan sebepler makama bilgi notu şeklinde sunulur. Bakanın da uygun görmesi durumunda kamu yararı kararı verilir ve nihai görüş için İl Müdürlüğüne gönderilir. Çok kötü bir tarım arazisinin tarım alanı dışına çıkmasında görüldüğü gibi çok geniş bir prosedür var, zor bir süreç.

MORFOMETRİK SINIFLANDIRMA ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA EN ÇOK KULLANILAN YÖNTEM

Tarım arazilerinin sınıflandırılması neye göre yapılıyor?


Önem sınıflandırması yapılıyor bu Avrupa’da kullanılan bir sistem. Daha önce Köy Hizmetlerinde de bu yöntem kullanılmış. Bu sınıflandırmada mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve tarımsal potansiyeli bulunmayan tarım arazileri şeklinde bir ayrım yapılıyor. Ama Bakanlığımız yalnızca bu sınıflandırmaları kullanmıyor. Bunun dışında kullanılan birçok sınıflandırma sistemi var. Kabaca iki tür sınıflandırma yapılıyor, doğal sınıflandırma(morfometrik) dediğimiz toprağın kendi görüntüsünde olan sınıflandırma var bir de yorumlamalı teknik sınıflandırmalar. Doğal sınıflandırma, toprağın morfometrik sınıflandırılması,  son yıllarda dünyada en çok kullanılan sistem. Biz de Tarım ve Orman Bakanlığı olarak morfometrik sınıflandırmaya geçtik, çalışmalarımızı buna göre yapıyoruz.

Biz bu sınıflandırmaları yaparken araziye çıkıyoruz, arazide sulama yapılmışsa, ya da sulamayla ilgili bir tesis veya proje varsa bunlara göre tüm arazileri sulu veya kuru tarım arazisi şeklinde kayıtlara geçiriyoruz.
                        
Erozyon konusunda Türkiye riskli bir ülke mi? Ülkemizin erozyon risk haritasını ve mücadele yöntemlerini anlatır mısınız?

Erozyon doğal toprak kayıplarından bir tanesi. Çok değişken arazi yer şekilleri ve eğimleri mevcut ülkemizde. Dolayısıyla bizim ülkemizin hemen hemen tamamına yakını erozyon tehdidi altında. Orta Anadolu’da Konya Ovası’nda hepimizin bildiği rüzgâr erozyonu çok fazla düzeyde, diğer yerlerde de rüzgârla beraber su erozyonu çok ciddi bir düzeyde. Tabi bunun yanında yanlış arazi kullanımları, yanlış tarımsal uygulamalar, plansız şehirleşmeler erozyonla beraber toprak kayıplarını son derece hızlı bir şekilde artırıyor.

Haber Görseli

Çok ciddi bir teknik çalışmayla toprak kayıpları en aza indirilebilir. Türkiye’de hangi şehirlerde erozyonla birlikte ne kadar toprak kaybı var bunu önümüze koyarak bununla ilgili, örneğin su erozyonu ise suyun geçtiği yerlerde toprağın kaybını azaltıcı birtakım fiziksel, mekanik dediğimiz tedbirler alınmalı. Bunlar da vejetasyonla yani ormanla ve yüzeyi otlandırarak, toprağın üzerini kapatarak bitkisel tedbirler şeklinde olabilir. Diğer taraftan da yanlış arazi kullanımlarının, yanlış şehirleşmelerin de daha önce bahsettiğimiz arazi kullanım planlarıyla önüne geçilebilir. Ülkemizin neresi tarım arazisi, neresi şehir, neresi rekreasyon, neresi fabrika alanı olmalı bunları çok güzel planlayıp artık o tarım topraklarındaki her türlü erozyona karşı, yanlış kullanıma karşı en üst düzey tedbirleri alarak toprak kayıplarını azaltmalıyız. Aslında olayın temeli Türkiye’nin tüm topraklarının planlamasından geçiyor.

Örneğin bir baraj yapılıyor, barajdaki su toprakla beraber geliyor, dolayısıyla bir toprak kaybı oluşuyor. Bunu önlemek için de toprağın üstünün örtülmesi lazım. Bu tabii işin su kısmı. Konya civarında, suyun az olduğu, toprakta nemin olmadığı yerlerde toprak taneleri rüzgârla taşınmaya müsait. Toprakta nem olmaması bir sıkıntı. Dolayısıyla orada da rüzgâr erozyonu çalışmaları yapıldı önceki yıllarda. Rüzgâr perdeleri kullanarak, toprağın gölgelenmesini sağlayarak, topraktaki nemi artırarak birtakım çalışmalar yapıldı. Bu çalışmaları Çölleşmeyle Mücadele Genel Müdürlüğü projelendiriyor, Orman Genel Müdürlüğü de bunun uygulamasını yapmaya çalışıyor.

TÜRKİYE’NİN TOPRAK KALİTESİ  OLDUKÇA YÜKSEK

Topraklarımızın verimliliğinin ve sulama sularının araştırılması konusunda da sizin Daire Başkanlığınız çalışmalar yürütüyor. Ülkemizdeki toprak verimliliği ve sulama suyu kalitesi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Türkiye toprak kalitesi açısından kaliteli bir toprak yapısına sahip. Tarımda öne çıkmış bazı Avrupa ülkelerinde toprak derinliği düşük ama bizim topraklarımız oldukça derin. Ayrıca yapısal dediğimiz yani toprağın tanelerinin dizilimi açısından da Türkiye oldukça zengin bir ülke. Topraklarımız da son derece verimli, özellikle eğimin düşük olduğu yerlerde. Türkiye tarımsal üretim açısından her türlü üretim yapabilecek düzeyde. Hem toprak yapısı hem iklimsel olarak.

Sulama konusuna baktığımızda da Türkiye su açısından çok zengin bir ülke değil maalesef. Onun için suyumuzu çok iyi ve dikkatli kullanmalıyız. Su kalitemiz genel olarak iyi. Çünkü Doğu Anadolu’daki yüksek dağlardan Fırat’ın, Dicle’nin ve bunların beslediği nehirler çok kaliteli suya sahip. Tabii ki kirlilik var ama bu suyun değil insanın hatası.

toprak tarımsalarazi tarımdışınaçıkantoprak tarımsalsitalanı toprakkorumakanunu