KASIM-ARALIK 2025 / NESLİ TEHLİKE ALTINDAKİ TÜRLER
Anadolu’nun görkemli taçlısı: Kızıl geyik
Kızıl geyik, ülkemizde yaşayan üç geyik türünden biri. Diğer geyik türleri ise karaca (Capreolus capreolus) ve alageyik (Dama dama). Anadolu, bir zamanlar Kafkas sığını ve Mezopotamya geyiği gibi görkemli türlere de ev sahipliği yapıyordu, ancak bu türlerin nesli maalesef tükendi. Bu acı tecrübe, kızıl geyik için atılacak koruma adımlarının ne kadar hayati olduğunu gösteriyor.
Cervidae familyasına ait kızıl geyik (Cervus elaphus); Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika gibi çok geniş bir alanda yayılış gösteriyor. Özellikle Avrupa ve Amerika’da çok büyük popülasyonlara sahip bir tür. Türün ülkemizdeki düşük popülasyonunun sebebi ise bilinçsiz avlanma ve yaşam alanı kaybı.
Kızıl geyikler deniz seviyesinden başlayarak yaklaşık 3 bin metreye kadar olan yüksekliklerde değişik bitki örtüsü koşullarında yaşamlarını sürdürebiliyor. Ülkemizde daha çok Karadeniz Bölgesi, İç Anadolu’nun kuzeyi ile Trakya bölümlerinde yaşadığı biliniyor.
Uluslararası Doğayı Koruma Birliğine (IUCN) göre tehlike durumları asgari endişe kategorisinde (LC: Least Concern) olmakla birlikte ülkemizde az sayıda birey bulunması, ilerleyen zamanlarda türün tehlike sınırları içerisine girmesine yol açabilir.
DEV BOYUTLAR VE HASSAS BOYNUZLAR
Oldukça iri cüsseli olan kızıl geyikler ülkemizdeki en büyük geyik türüdür. Vücut rengi yazın kızıl kahverengi, kışın ise gri kahverengidir. Erkek bireylerin ortalama ağırlığı 150 ila 300 kg, dişi bireylerin ortalama ağırlığı 70 ila 120 kg arasında değişiyor. Kızıl geyiğin erkeklerinde 10 aylıkken boynuz çıkıyor. Dişilerinde ise boynuz bulunmuyor. Erkek bireyler 1 ila 1,5 metre uzunluğunda, 4-12 çatallı boynuzlara sahip. Boynuzlarda 10 yaşından sonra dal sayısı artışı olmamakta, hatta azalma olduğu görülmekte. Boynuzları kış aylarında (şubat veya mart gibi) dökülen ve tekrar çıkan erkek kızıl geyiklerin yaşı kısmen boynuzlarındaki çatallardan, ağırlıklı olarak ise çene ve diş yapısından anlaşılır. Grimsi-mor renkte kadife zarla kaplı olan boynuzlar büyüme dönemlerinde son derece hassas yapıdadır. Testosteron seviyesindeki artışla kadife zardaki kan akışı durmaya başlar bu da boynuzun kurumasına neden olur. Kuruduktan sonra sarkmaya başlayan kadife zarı çıkartmak için ağaç gövde ve dallarına sürtünmeleri hem eski boynuzdan kurtulma hem de hakimiyet alanı belirleme aracıdır. Erkek bireyler koşarken çevrelerinde bulunan ağaç ve çalılıklara çarparak kendilerine zarar vermemeleri için boyunlarını yatırarak koşma davranışı sergiler.
Çiftleşme genellikle sonbahar döneminde olmakta ve yaklaşık sekiz-dokuz ay süren gebelikten sonra dişi bireyler genellikle bir veya iki yavru dünyaya getirmektedir. Çiftleşme döneminde erkek bireylerin güç gösterisi ve böğürme diye tabir edilen sesleri belirgin olur. Anne bireyler yavrularını yaklaşık 5 ay boyunca günlük yarım kilo kadar süt ile besler. Yaklaşık 7 aydan sonra ergin birey boyutuna sahip oluncaya kadar yavrular anneleri ile birlikte vakit geçirir.
Geyiklerin gözleri oldukça geniş bir alanı (310 derece kadar) görebilir ve koku alma duyuları da oldukça gelişmiştir. Sürüler; genelde baskın bir lider tarafından yönlendirilir, sabah erken ve akşam geç saatlerde otlaklara çıkarak otlanır. Zamanlarının çoğunu geviş getirerek geçiren bu tür, yaz dönemlerinde cinsiyetlere ayrılmış şekilde sürü olarak dolaşır. Yerleşim yerlerinden uzak, açık alanlar veya orman içlerinde yaşayabilme yetenekleri vardır. Bunun yanında aşırı sıcak ve soğuk alanları tercih etmeme eğiliminde olan kızıl geyikler yazın otsu bitkiler, meyveler, çalı, sürgünler ve bitki yaprakları; kışın ise bitki ve tohumları, ağaç kabukları ve meyvelerini besin olarak tüketir. Genellikle bitki ağırlıklı beslenen bu hayvanlar ayı ve diğer yırtıcı türlerin de besin kaynaklarından birini oluşturur. Kızıl geyiklerin 15-20 yıl arasında yaşadıkları bilinir.
UMUT YENİDEN YEŞERİYOR
Kış aylarında besin bulmakta zorlandığından dolayı ağaç kabuklarını soydukları için Avrupa’da tarım ve orman zararlısı oldukları düşünülüyor. Ülkemizde ise düşük popülasyon sayesinde bu tür bir çatışma şimdilik gözlemlenmemekte. Kızıl geyik ülkemizin birçok bölgesinde doğal olarak yaşamasına rağmen aşırı avlanma ve yaşam alanı kaybı gibi nedenlerle popülasyonunda bir azalma yaşanıyor. Tarım ve Orman Bakanlığının yaban hayatının korunmasına ilişkin çalışmaları kapsamında Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün üretme istasyonları kurması, yaban hayatı geliştirme sahaları ilan etmesi, Nesli Tehlike Altında Olan Türlerin Tekrar Eski Yerlerine Kazandırılması Projesi gibi çalışmalar neticesinde, kızıl geyik popülasyonunda önemli artışlar sağlanmış, Anadolu’nun görkemli taçlısı yeniden doğal yaşam alanlarına sağlıkla geri kazandırılmıştır.