MART-NİSAN 2026 / KAPAK KONUSU
Suyu yönetmek geleceği yönetmektir
Doğanın dengesini yeniden kurmak için bilimi bir pusula, teknolojiyi ise en güçlü araç olarak kullanan Cemre Vakfı, “Suyu yönetmek aslında geleceği yönetmektir.” stratejisiyle suyu “harcanan ve tükenen bir kaynak” olmaktan çıkarmayı hedefliyor. Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı Furkan Gökgöz, suyun karadan denize uzanan bütünsel ve ileri görüşlü yol haritası ile ilgili tüm detayları okurlarımız için paylaştı.
Cemre Vakfı; hava, toprak ve su temasıyla ‘Yeşil Kalkınma’ yolunda çok taze bir soluk olarak kuruldu. Su kavramı vakfınız bünyesinde nasıl bir öneme sahip ve bu alana dair genel değerlendirmeniz nedir?
Cemre Vakfı, kadim Anadolu geleneğinde doğanın uyanışını müjdeleyen “cemre”nin taşıdığı o diriliş enerjisini; modern dünyanın çevre sorunlarına kalıcı çözümler üretmek için devraldı. Bizim için su; sadece içilebilir bir meta ya da sanayi için bir girdi olmanın çok ötesinde. Su, ekosistemin milyarlarca yıllık hafızası, yaşamın biyolojik kodu ve medeniyetlerin ana taşıyıcısı.
Cemre Kamp bünyesinde geleceğin liderlerine verdiğimiz su yönetimi derslerinde de en çok şu noktanın altını çiziyoruz: Suyu yönetmek, aslında geleceği yönetmektir. Stratejimizi, suyu “harcanan ve tükenen bir kaynak” olmaktan çıkarıp, her damlası titizlikle korunması gereken paha biçilemez bir değer hâline getiren yeni bir toplumsal ve ekolojik bilinç üzerine inşa ediyoruz. Suya bakış açımızdaki bu köklü değişim, vakfımızın varlık sebebinin tam merkezinde yer alıyor.
Haber Görseli
Furkan Gökgöz Cemre Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı
SUYUN HER ZERRESİNE SAHİP ÇIKILMALI
Değişen yağış rejimleri ve artan sıcaklıklar ışığında, Türkiye’nin su yönetiminde geleneksel yöntemlerden bilimsel ve teknolojik yöntemlere geçiş sizce ne kadar aciliyet arz ediyor?
İklim değişikliği artık kapımızda değil soframızda, tarlamızda ve en önemlisi musluğumuzdadır. Değişen yağış rejimleri bize doğanın artık “tahmin edilemez” olduğunu fısıldıyor. Bu yeni gerçeklik karşısında sadece geleneksel yöntemlerle direnç göstermek mümkün değil. Veri analitiğiyle desteklenmeyen, uydu teknolojileriyle anlık izlenmeyen her bir damla su, aslında kaybolmuş bir gelecektir. Bilimsel yöntemlere geçiş, bizim için teknik bir tercihten öte; suyun her zerresine sahip çıkmak adına verdiğimiz bir beka mücadelesidir.
Su verimliliği genellikle kamu kurumlarının teknik bir gündemi olarak algılanıyor. Cemre Vakfı olarak kayıp kaçak oranlarının azaltılması mı, gri suyun yeniden kullanımı mı, yoksa tarımsal sulama teknolojileri mi sizin için öncelikli çalışma alanı olacak?
Biz meseleye parçalı bir pencereden değil bütünsel bir döngüden bakıyoruz. Su verimliliğini sadece teknik bir alt yapı meselesi değil bir medeniyet tercihi olarak görüyoruz. Ancak Cemre Vakfı’nın esas dokunuşu, suyun her bir damlasının değer kazandığı “döngüsel ekonomi” modelindedir. Tarımsal sulama teknolojilerini modernize etmek, üretimde bereketi su tasarrufuyla mühürlemektir. Gri suyun geri kazanımı ise kentsel yaşamda suyu bir defalık tüketim nesnesi olmaktan çıkarıp sürekli dönen bir hayat döngüsüne dahil etmektir. Bizim önceliğimiz, suyun her aşamada en yüksek katma değeri üretmesini sağlamaktır.
Vakfınızın bilim temelli yaklaşımıyla, su yönetimindeki yeni nesil teknolojilerin sivil toplum eliyle yaygınlaştırılmasında nasıl bir rol üstleneceksiniz?
Cemre Vakfı, bilimi laboratuvarlardan çıkarıp doğrudan toprağa ve suya dokunduran stratejik bir köprüdür. Sivil toplumun esnekliğini, akademinin bilimsel derinliğiyle harmanlıyoruz. Veri analitiği ve yapay zekâ gibi teknolojileri sadece teknik verimlilik için değil toplumsal bir farkındalık inşa etmek için güçlü bir katalizör olarak kullanıyoruz. Amacımız, teknolojiyi sadece uzmanların kullandığı bir araç olmaktan çıkarıp suyun her damlasını koruyan bir toplumsal bilince dönüştürmektir.
ÖLÇEMEDİĞİMİZ SUYU YÖNETEMEYİZ
Önümüzdeki süreçte su verimliliği başlığı altında hayata geçirmeyi planladığınız temel projeleriniz nelerdir ve sahada nasıl bir yol izleyeceksiniz?
Projelerimizin odağında “teori ile uygulamanın mutlak uyumu” yer alıyor. Cemre Kamp mezunlarımızın sahada birer “su elçisi” olarak aktif görev alacağı ortamlar oluşturuyoruz. Uygulama aşamasında yerel dinamikleri bilimsel metotlarla harmanlıyor ve sahadaki her adımımızda “ölçemediğimiz suyu yönetemeyiz” prensibiyle hareket ediyoruz. Bu doğrultuda, veriye dayalı bir ekolojik restorasyon süreci yürüterek projelerimizin kalıcılığını ve etkisini garanti altına alıyoruz.
Son olarak hem üreticilerimize hem de şehirdeki tüketicilere; suyun sadece bir kaynak değil bir emanet olduğu gerçeği üzerinden vermek istediğiniz temel mesaj nedir?
Su, geçmişten gelen bir miras değil çocuklarımızın geleceğinden ödünç aldığımız kutsal bir emanettir. Üreticimize mesajımız şudur: Suyun bereketi miktarında değil onu kullanma biçimindeki bilgeliktedir. Şehirdeki tüketicimize ise hatırlatmamız şudur: Musluktan akan her damla, bir başka canlının yaşam hakkı ve doğanın dengesidir. Suya yalnızca bir “kaynak” olarak değil bir “vatan toprağı” gibi kutsiyetle bakmalıyız.
Cemre Vakfı olarak Türkiye’nin yeşil dönüşümünde vizyoner bir öncü olma kararlılığındayız. Ancak vizyonumuz sadece karasal kaynaklarla sınırlı değil denizlerimizi de bu bütünün ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. “Dipte İz” projemizle, Marmara Denizi’nde deniz çayırlarının restorasyonunu gerçekleştirerek deniz ekosistemini yeniden canlandırıyoruz. Karada su verimliliği için verdiğimiz mücadeleyi, denizin derinliklerinde ekolojik bir restorasyonla taçlandırıyoruz çünkü biliyoruz ki suyun kalbi denizlerde atar.
Bu yolda bizimle omuz omuza veren tüm “Cemre”lere, bizlere rehberlik eden bilim insanlarımıza ve bu sesin geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan Türk Tarım Orman Dergisi’ne teşekkürlerimizi sunarız. Geleceği birlikte yeşertecek, suyumuza hem karada hem de derinlerde sahip çıkmaya devam edeceğiz.