OCAK-ŞUBAT 2026 / AYIN KONUĞU
Fulin Arıkan: Bakanlığın projeleri çok anlamlı
Ayşegül ULUCAN ŞAHİN -
Neslihan AKTAŞ
İbrahim BAĞCI
Uzun yıllar TRT’de ana haber bülteni sunan başarılı spiker Fulin Arıkan, avukat kimliğinin yanı sıra iletişim seminerleri düzenliyor, spikerlik-sunuculuk dersleri veriyor. Deneyimli spikerle keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Avukatlık yapmak yerine TRT’de uzun yıllar sunuculuk görevi üstlendiniz. Bu mesleği neden seçtiniz? Hikâyesini anlatır mısınız?
Bu mesleği seçmem çocukluğuma dayanıyor. O zamanlar Petroçelli diye bir avukat vardı ve çok güzel konuşurdu. Konuşmasının güzelliği ve bütünlüğüyle insanları etkiler ve ceza davalarının çoğunu kazanırdı. O beni çok etkilemişti. Belki hem avukat hem spiker olmamda onun etkisi olabilir. Tabii o zamanlar TRT’ye girdiğimde tek kanaldı. TRT’de spiker olmak çok saygındı, orası bir okuldu. Dolayısıyla böyle bir bünyede çalışmak benim için çok cazip olmuştu.
Küçüklüğümden beri herkes Türkçemin düzgünlüğünden, büyük bir şehre gidersem TRT’nin sınavına girmem gerektiğinden bahsetmişti. Hepsi bir araya geldi ve üniversite 3. sınıftayken TRT sınav açtı. Art arda sınavları geçtim ve bir anda kendimi TRT Diyarbakır Bölge Müdürlüğünde spiker olarak buldum, oradan başladım. Çok uzun yıllar çalıştım, 2021 yılı itibarıyla artık TRT’den resmî olarak ayrıldım. Emeklilik kelimesinden hoşlanmıyorum o yüzden böyle söylemeyi tercih ediyorum ama yine bu alanda çalışıyorum. Eğitim ve spikerlik-sunuculuk dersleri veriyorum. Alandan kopmadık ama yayından koptuk, öyle söyleyebilirim.
Anadolu barolarında stajyer arkadaşlara, şirketlere ve devlet kurumlarına seminerler veriyorum. Bu arada yazmaya çalışıyorum çok saygı duyduğum devlete ömrünü adamış bir hanımın Ayla Hatırlı’nın hayatını anlattığım bir kitap yazmıştım. Şimdi benzer bir kitap çalışması daha yapıyorum. Bu tür şeylerle yine çalışmaya devam ediyorum.
Tarımla ya da toprakla ilginiz var mı? Doğayla vakit geçirmeyi seviyor musunuz?
Doğayla tabii ki mümkün olduğunca iç içe olmayı çok arzu ediyorum ama şu anda İstanbul’da yaşıyorum. Doğayla neredeyse ayda birkaç kez iç içe olabiliyoruz. Maalesef betonlaşmış büyük şehirlerde yaşıyoruz. Ben Aydınlıyım, benim çevremde özellikle Kuşadası’nda müthiş şeftali ve diğer meyve bahçeleri vardı. Onların birer birer yok edilip yazlık evlere dönüştürülmesine tanık olan biri olarak bundan büyük üzüntü duyuyorum. Bir yazlık evimiz var, onun da küçücük bir bahçesi var. Tarımla uğraşabilecek büyüklükte değil ama oraya çiçek dikiyoruz.
Maalesef tarımın gün geçtikçe alanının daralması ve onun yerine betonlaşmanın artması her birey gibi beni de çok rahatsız ediyor ve üzüyor. Onun için Tarım Bakanlığının çalışmalarını, faaliyetlerini özellikle şimdi gençlerle yürütülen projeleri çok anlamlı ve faydalı buluyorum. Bir parçası olmaktan da çok büyük mutluluk duyuyorum.
Beslenmenizle ilgili nelere dikkat ediyorsunuz? Organik ürünleri tercih eder misiniz?
Organik ürünleri tercih etmeye çalışıyorum. Ne kadar bu ürünlere erişebilirsek…Çünkü her organik denilen ürünün organik olduğuna da güvenemiyoruz. Güven problemi içindeyiz açıkçası ama onu şöyle halletmeye çalışıyorum. Yazın Aydın’a gittiğim zaman oradan birtakım ürünler alıyoruz, kuru börülce gibi. Tipik Anadolu insanı gibi bende o şekilde tedarik etmeye, mümkün olduğunca seçici olmaya çalışıyorum. Zararlı ve katkılı maddelerden, genetiğiyle oynanmış gıdalardan uzak durmaya çalışıyorum ama ne kadar başarılı olabiliyoruz bilmiyorum. Büyük şehirlerde böyle bir sıkıntımız var.
Genç girişimcilerin tarımla ilgili projeleri hakkında görüşleriniz nelerdir?
Pırıl pırıl gençler çıkıyorlar “çiftçilik yapıyoruz” diyorlar. Babadan kalma işlerini devam ettiriyorlar, hayvancılıkla uğraşıyorlar. Bence bu ülkenin en çok ihtiyacı olan şey bu. Mesela Iğdır’a gittiğimde “Iğdır Ovası denilen yer artık eskisi gibi değil çok büyük bir alanını kullanamıyoruz” dediler. Bunlar çok üzücü geliyor bana. Bu anlamda gençlerin tarıma ilgi duyması, babalarının dedelerinin toprağını işlemeye devam etmesi, üstelik de bunu çağdaş uygulamalarla, teknolojinin getirdiği artılarla besleyerek bilinçli bir şekilde yapmaları, bana çok büyük mutluluk ve umut veriyor. Onun için sayılarının artmasını diliyorum. Tarım Bakanlığının da bu projeleri artırarak devam ettirmesi bütün ülkemizin yararına.
Eğitimler konusunda neler söylersiniz? Çeşitli gruplara eğitim verdiğinizde düzgün konuşmak, etkili konuşmak dalga dalga yayılıyor galiba.
Aslına bakarsanız bu bir farkındalık eğitimi. Çünkü ben size bunu 10 saat anlatsam, üzerinizde bunun etkili olabilmesi için sizin dilinizi çalıştırmanız lazım. Eksiklerinizi ya da hatalarınızı fark edip bunun üzerine çalışmalarınızı yoğunlaştırmanız gerekli. Dilin gelişmesi için çalışması gerekiyor. Biz sadece burada bir farkındalık sağlıyoruz. Bu farkındalıkla şunu yapmaya çalışıyoruz: Kişiler senelerden beri “ben bunu yanlış kullanmışım, ben bunu yanlış biliyormuşum, bu öyle değil böyle söyleniyormuş ya da bunun vurgusu şöyleymiş” gibi yanlışları fark ettikten sonra televizyon izlerken, radyo dinlerken de bir şeyleri almaya başlıyorlar. Dolayısıyla biz o farkındalığı yaratabiliyorsak, o dalga dalga yayılmak konusunda en azından ilk adımı atmış, attırmış oluyoruz kişilere, ama ondan sonra tabi iş onların gayretlerine kalıyor.