KASIM-ARALIK 2025 / EL SANATLARI

Köy ressamlığı


Hilal DOĞAN    

23.02.2026 


Tarıma dayalı ilk yaşam alanı olan köy; Şevket Rado-Büyük Türk Sözlüğü’nde şöyle geçer: “İki binden az nüfuslu küçük meskûn yerdir ki kasabadan farkı, evlerinin azlığı, çarşı ve pazarının olmaması ve ahalisinin ekseriye ziraatla meşguliyeti sebebiyle tarla, çayır, bağ, bahçe, ahır ve ağıl gibi şeylerle karışık olmasıdır.”

Anadolu’da köyler; ekonomisinin çoğunlukla tarım ve hayvancılığa dayandığı, insani değerlerin, atalardan gelen kültürün yaşatıldığı; komşuluk ilişkileri, dayanışma, örf, adet, gelenek ve göreneklerin ön planda olduğu; dağ, ova, yaylak-kışlak ve ormanları barındıran kırsal yerleşim alanlarıdır. Köyler, tarımsal üretimin merkezi olmasının yanında milletin de kültür temelleridir.  Bu değerler ve doğayla iç içe yaşamak; insanı, daha üretken kılmasıyla zorluklarla mücadelede güçlü ve kuşaktan kuşağa aktarılacak iyi bir tarım-hayvancılık geleneği ve kültürel mirasa sahip olunmasını sağlar.
 
Anadolu insanı için can damarı niteliği taşıyan köyler, sanatkârların da ilgi alanına girmiş; özellikle de ressamların köy hayatını resimlerine konu etmesiyle başlayan süreç kimi zaman kırsal yaşamın resme aktarılması kimi zamansa manzara resmi olarak karşımıza çıkmış ve günümüze değin süregelmiştir. Zira Türk resminde 1914-“Çallı Kuşağı” diye adlandırılan dönemde, resim sanatına damgasını vuran İbrahim Çallı ve daha birçok resim üstadı eserlerinde yerel ve millî temalar ile köylü temasını I. Dünya Savaşı ekseninde, savaş ve fedakâr köylü biçiminde resmetmişlerdir (Bkz. İbrahim Çallı-“Harman”, 1928, Sami Yetik-“Cephane Taşıyan Köylüler”, 1922).
 
Türk resim sanatında köy ve köylü teması, Cumhuriyetle birlikte kendini göstermiş olmakla beraber Cumhuriyet yıllarında Anadolu halkının çoğunluğunun kırsalda yaşaması ve köylü olması gerçekliğine bağlı olarak bu durum şekillenmiş ve eserlere yansımıştır. Müstakiller Grubu diye adlandırılan dönemde ve sonraki dönem olan “D Grubu” (Nurullah Berk, Cemal Tollu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Turgut Zaim) ile “Yeniler ve Onlar Grubu” (1940) Türk resim sanatında köy, köylü, Anadolu temasının en yoğun işlendiği dönemdir. Bu sanatçılar arasında; Nuri İyem, Fikret Otyam dikkati çeker. Hiçbir gruba bağlı olmaksızın köy temasını ele alan sanatçılar da olmuştur. Bunlardan bazıları Neşet Günal, Yüksel Cengiz gibi isimlerdir. Biz de bağımsız diyebileceğimiz isimlerden, 1984’ten bu yana köy temasını işleyen ve “köylü ressam” olarak anılan Ankaralı ressam Halil Basri Uluğ ile Türk Tarım Orman Dergisi için bir görüşme gerçekleştirdik. 

Fotoğraf Galerisi

Halil Basri Uluğ kimdir? 
 
1960 yılında Ankara Akyurt’un Elecik köyünde dünyaya geldim. 1964’te babamın tayini dolayısıyla yerleştiğimiz Ankara’nın Çubuk ilçesinde ilkokul, ortaokul ve liseyi tamamladım. Resme aşinalığım ortaokul dönemimden beri var. 1984 yılında resim yapmaya başladım ve sulu boya üzerine yoğunlaştım. Genellikle köy yaşantısı ve doğa resimleri yapıyorum. 
 
Resim sanatına tam olarak eğilmeniz ve köylü ressam olarak tanınmanız nasıl başladı?
 
Resimleri kâğıda yaptıktan sonra onları koruyabilme endişesi oldu. Resimler kurumaya başlamıştı. Ankara Kızılay’da Zafer Çarşısı var. Bir gün öğrendik ki oraya renkli fotokopi gelmiş, bunu duyunca resimlerimi aldım götürdüm oraya. Gayem resimlerin renkli hâliyle fotokopisini çektirip çoğaltmak ve asıllarını saklamaktı. Fotokopi işini yapan kitapçı amca: “Oğlum bunları sen mi yaptın? Resimlerin çok güzel, sen bunları niye böyle ince kağıtlara yapıyorsun, Almanya’dan gelen özel tanson diye bir kağıt var onu önereceğim, bundan sonra resimlerini bunlara yap” dedi. Bunun üzerine ben resimlerimi bu kâğıtlara yapmaya başladım. Ve ilk resim sergimi açtım. 1990’lı yıllarda Ankara GESAM’ın (Güzel Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) düzenlediği karma sergiye katıldım. Sergiye sanatçılar birkaç resimle katılırken biz 50-100 arası resimle katılmıştık. 
 
Yaptığınız çalışmalarda ve sergilerinizde sizi etkileyen neydi? Paylaşır mısınız?
 
Yaptığım resimlerin fotoğraf çalışması zannedilmesi bana ilginç geliyordu. Üstad olarak bilinen ehil kişilerin resimlerimi incelemesi ve beğenmesi beni etkilemiştir daima. Sonra köy yaşantısını resmetmek, orda insanların gündelik yaşamını kâğıda dökmek…
 
Bir de sizinle bir şeyi paylaşayım: Maalesef ülkemizde Anadolulu isen köylü isen değer görmüyorsun. Sergilerde karşılaştığım durum insanların sanatla değil resimleri yapan kişiyle ve kılık kıyafetiyle ilgilenmeleriydi ve buna göre muamele yapıldığına da şahit oldum. Yine de biz bu durumları hoş gördük. Eserlerimden dolayı gittiğim yerlerde saygı görüyorum, bu beni onurlandırıyor. 
 
Resimlerinizde kullandığınız hâkim bir teknik var mı?
 
Resimlerimi genellikle sulu boya tekniğiyle yapıyorum. Yağlı boya çalışmalarım da var. Sulu boya tekniği, zorluğu sebebiyle ressamlar tarafından nankör bir çalışma olarak tabir edilir. Atılan fırçanın tutması marifet ister. O sebeple sulu boyaya yanaşan azdır.

Fotoğraf Galerisi

TBMM KÜLTÜR SALONUNDA AÇTIĞIM SERGİ ÇOK İLGİ GÖRDÜ 
Genellikle tercih ettiğiniz konu yaşadığınız yerdeki köyler mi?
 
Evet, yaşadığım yeri resmettim ben. Ankara, ilçeleri, köyleri… Bir köylünün hayatı şeklinde düşünebilirsiniz bunu. Bir köylünün yaşantısındaki her türlü kareyi resme aktardım. Evdeki, tarladaki çalışmaları; harman kaldırması, bulgur kaynatması, kaşta iş yapması, bahçe çapalamasını, tarla sürmesini vb. köy yaşamından her türlü kareyi; çevremde bizzat gördüğüm ayrıntıları çizdim. 
 
TBMM Kültür Salonu’nda sergim açılmıştı. Serginin çok ilgi görmesi beni mutlu etmişti ve şaşırtmıştı. Oranın müdiresi bir hanımefendi vardı şunu demişti: “Hocam ilk defa bu salon bu kadar kalabalık misafir ağırlıyor.” Ünlü ressamlar, Yaşar Çallı’dan tutun da Asım Yücesoy’a kadar devlet sanatçısı olarak en üst düzey kişiler, bürokratlar ve yetkililer de sergimdeydi. 
 
Köylü ressam mahlası nasıl oluştu? 
 
Ben genellikle köy yaşantısı, köy ortamı çalışıyorum resimlerimde. Yine eski tarihlerde Anadolu Ajansından benimle görüşmeye gelmişlerdi. Köylü ressam diye başlık atılmıştı. O zamandan beri devam ediyor. Türkiye’den Amerika’ya kadar köylü ressam diye biliniyorum. 
 
Resimlerinizde tercih ettiğiniz özel bir renk var mı?
 
Resimlerimde kendime özgü bir tonu yakalayabildim bunca emekten sonra. Kahverengi ile kırmızı arasında bir ton var. Bu rengi kullanıyorum. Çok eski bir fotoğraf elinize geçtiğinde aynı tonu görürsünüz. Fotoğraflar bekleye bekleye bu rengi alır. Bakıldığında insanı yıllar öncesine götüren eskitme bir tondur bu. Tek ton çalışmalarım da var. 
 
RESİMLERLE GEÇMİŞ HAYATI ANLATMAK, BİZ BUYDUK DEMEK 
Siz kendi resimlerinizi nasıl görmektesiniz?
 
Çalışmalarımı yaparken, unutulmaya yüz tutmuş değerleri yeni nesillere kazandırabilmek benim için en önemli hedeflerden biri oldu. Bana; yaşanmışlık, tarih, eskimişlik ve resmedilen görüntüde bir ruh lazım. Ayrıntılı çalışan biriyim üslubumuz bu şekilde. Resimlerle geçmiş hayatı anlatmak, insanlara aktarmak, biz buyduk, işte bu hayatı yaşıyorduk diyebilmek… Şu anda öyle bir hâle gelindi ki yeni nesiller geçmişi bilmiyor; geçmişten, kültürümüzden habersiz yetişiyorlar maalesef. Aileler şöyle düşünüyor: Ben gençliğimde bir şey görmedim, dilediğimce yaşayamadım, kızım-oğlum yaşasın. Bu düşünce ile çocukların her konuda serbest bırakılmasına; bilgiden, kültür ve sanattan uzak kalmasına sebebiyet verdiler. Bu yüzden çocuklar ne geçmişi biliyor ne de geleceğe dair bir planları var. 
 
Biz yine de umutluyuz, mücadelelerimize ve çalışmalara devam ediyoruz.
 
Resimlerinizi anlık ilhamlarla mı yoksa planlı tasarımlarla mı yapıyorsunuz?
 
Açıkçası ansızın gelen bir ilhamla yaptım çoğu resmimi. Mesela sofradayız hemen o anda bir his geliyor ve kâğıda kaleme ulaşıp onu resmediyorum. Önce karakalem olarak yapıyorum bunları sonra da tuvale döküyorum. Bir anda bir konu oluşuyor ve çiziyorum. “Dünya ve İnsanlık” adlı resmim de bu şekilde gerçekleşti. 

Fotoğraf Galerisi

YÖREYE AİT ESKİ YAPILARIN RESİMLERİ AYNI ZAMANDA BELGE NİTELİĞİNDE
 
Bunun yanında planlayarak yapılan resimler de var. Mesela Ankara’nın ilçelerinden Akyurt, Çubuk ve Kalecik’te geçmişten kalan tarihi ne kadar yapı varsa bunlar restore edilmeden önceki hâllerinin tamamını resim olarak yaptım. Bu resimler aynı zamanda belge niteliğinde. Kültürel mirasın korunmasına katkıdır. Dünya kültür mirasına giren 40 eser belirledim ve bunların maketlerini de yaptım. Bu da bir not olarak kalsın. 
 
Şimdilerde resimle ilgili aktiviteleriniz var mı?
 
Şu an ilköğretim, ortaöğretim öğrencilerine ve yaşı daha büyük kursiyerlere resim yapmayı öğrenip düzenli ders alabilecekleri bir atölye kurduk. Atölye eski bir konağın restore edildikten sonraki dönüşümü. Yüz altmış kadar öğrencimiz var. Yani resim öğretmeye devam ediyoruz. Bunun yanında Ankara Savaşı’nı maket olarak canlandırdım. 
 
Resimlerinizi satın almak isteyen oluyor mu? 
 
Evet, oluyor. En son ABD’den birisi satın aldı. Yurt dışından epey sanat takipçisi var. 
 
İNSAN ZAMANLA VE BİR ŞEYLER ÖĞRENDİKTEN SONRA KENDİNİ GELİŞTİREBİLİYOR
Sizce resim yapmanın ve öğrenmenin bir yaşı var mı? Herhangi bir görüntüyü kâğıda dökebilmek zihinsel bir tasavvurla mı yoksa görüleni aktarma, resmetme yaşla mı bağlantılı?
 
7-82 yaş arasındaki herkes yapabilir. Çocuğunu resim öğrenmeye kursa getirip kendisi, “Ben de yapabilir miyim?” diyerek kursa başlayan çok ebeveyn var. Daha o yaşına kadar ömründe eline hiç kalem-fırça almamış kişilerin mükemmel resimler yaptığını gördüm. İnsan, zamanla ve bir şeyler öğrendikten sonra kendini geliştirebiliyor. Şimdiye dek kimseyi ötelemedim elimden geldiğince. Yapamaz, edemez diye bir şey yok. “Yapar, eder” demeliyiz. Ve bu kursta bir kural koydum: “Ben yapamam” sözünü kullanmayacaksınız. Bir çizgi de olsa herkes yapacak. 
 
Sanatla uğraşmak size ne verdi, resme ilgi duyanlara tavsiyeleriniz neler?
 
Tevazu içinde olmayı öğretti bana sanat. Bu yetenek neticede Allah’ın bir vergisi. Büyüklük taslamak insana yakışmaz. Bizler doğadaki sanatı taklit etmeye çalışıyoruz. Sanata ve resme ilgi duyanlara, mütevazı olmalarını tavsiye ediyorum. Ellerinden geldiğince kendilerini yetiştirsinler. Maddiyat ön plana konulursa olmaz. Özveri, fedakârlık şart. 
 
Sanat garip gidiyor, sahiplenmek gerek. 
 
KAYNAKÇA:
Büyük Türk Sözlüğü, Şevket Rado, Hayat Yayınları.
Çağdaş Türk Sanatı, Sezen Tansuğ, Remzi Kitabevi, 1996.
Türk Resim Sanatında Köy Teması, Yüksel Cengiz, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Resim Anabilim Dalı.
Sanat Ansiklopedisi, Celal Esad Arseven, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul.

Köy ressamlığı