KASIM-ARALIK 2025 / RÖPORTAJ
Küçükbaş hayvan sağlığı için kritik ipuçları
Küçükbaş hayvanlar olumsuz çevre koşullarına karşı oldukça dayanıklı olsalar da kış aylarında, soğuk stresi, artan enerji ihtiyacı ve yetersiz beslenme hastalık riskini de beraberinde getiriyor. Doğumlar ve yavru bakımı da ayrı bir özen gerektiriyor. Küçükbaş hayvanların bakımlarında özellikle kış aylarında nelere dikkat edilmesi gerektiği ile ilgili tüm detayları Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erkan Pehlivan dergimiz için anlattı.
Kış aylarında küçükbaş hayvanların hastalıklara yakalanmaması için neler yapılmalı?
Küçükbaş hayvanlar, çiftlik hayvanları içinde olumsuz çevre koşullarına karşı dayanaklı olmaları ile tanınırlar. Özellikle koyunların vücutlarını kaplayan yapağıları ile Ankara keçilerinin vücutlarındaki tiftik örtüsü, bu hayvanların soğuk iklim koşullarında rahatlıkla yetiştirilmelerine olanak sağlar. Bununla birlikte kış aylarında soğuğun şiddetine bağlı olarak hayvanlarda enerji ihtiyacı artış gösterir.
Kış mevsiminde küçükbaş hayvanlarda hastalık riski, yetersiz beslenmeye bağlı olarak enerji ihtiyacının karşılanamaması ve soğuk stresinin görüldüğü dönemlerde bağışıklık sisteminin baskılanmış olması nedeniyle artış gösterebilir. Kış mevsiminde hayvanların rasyonlarının enerji içeriği yüksek kesif yemler ve kaliteli kaba yemlerden oluşması ayrıca iz mineral ve vitamin takviyelerinin (özellikle A, D, E vitaminleri ile selenyum ve çinko) yapılması önem taşır. Bu dönemde enerji içeriği düşük kaba yeme dayalı besleme hastalık riskini artırmaktadır. Ayrıca koruyucu sağlık programlarının eksiksiz uygulanması büyük önem taşır.
Soğuk stresinin ortaya çıkmasında, hava sıcaklığıyla birlikte bağıl nem ve rüzgâr hızı gibi faktörler de önemli düzeyde rol oynar. Özellikle kışın hayvanların kapalı barınaklarda bulunması ve yeterli havalandırma yapılmaması durumunda, barınak içi nem düzeyleri artış gösterir ve bu durum patojen mikroorganizma yoğunluğunun ve solunum yolu enfeksiyonlarının görülme sıklığının artışına neden olur. Yapılan çalışmalarda küçükbaş hayvan barınaklarında uygun havalandırma ile solunum yolu enfeksiyonlarının yüzde 30’a kadar azaltılabileceği bildirilmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da hayvanların doğrudan hava akımına ya da diğer bir ifadeyle cereyana maruz bırakılmamasıdır. Barınak içerisine giren havanın doğrudan hayvanlara çarpmamasına özen gösterilmelidir. Bunu sağlamak için barınaklarda saçak-mahya havalandırması dediğimiz yani ağılın saçaklarında ve mahyada bırakılan uygun açıklıklarla temiz havanın barınak içine girmesi, kirli havanın ise barınaktan atılması ve bu şekilde uygun bir hava dolaşımı sağlanması gerekir.
Kış aylarında küçükbaş hayvanların sağlığını korumanın en temel yolu; uygun barınak koşullarının sağlanması, soğuk stresinden kaçınılması, enerji ve mineral destekli dengeli bir rasyon verilmesi, hayvan başına yeterli alan sağlanması ve sağlık koruma programlarının aksatılmamasıdır. Yapılan araştırmalarda özellikle soğuk ile yüksek nemin birleştiği durumlarda solunum yolu enfeksiyonlarının önemli düzeyde arttığı ve yetersiz beslemenin bağışıklık sistemini zayıflatarak hastalıklara yakalanma riskini artırdığı bildirilmiştir.
Haber Görseli
Doç. Dr. Erkan Pehlivan Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi
DOĞUM MEVSİMİ HAYVANCILIĞIN EN YOĞUN DÖNEMİ
Çiftliklerde doğumhaneler nasıl olmalı? Enfeksiyonlara karşı alınması gereken önlemler nelerdir?
Küçükbaş hayvanlar mevsime bağlı poliöstrik hayvanlardır. Yani üremeleri yılın her döneminde değil mevsime bağlı olarak gerçekleşir. Dolayısıyla doğumlar da benzer şekilde belirli bir mevsimde yoğunlaşır. Bizim ülkemizin de içinde yer aldığı kuzey yarımkürede küçükbaş hayvanlarda aşım dönemi, gün uzunluğunun azalmaya başlamasıyla genelde sonbahar aylarında gerçekleşmekte ve doğumlar da ilkbahar aylarında gerçekleşmektedir. Küçükbaş hayvanlarda herhangi bir senkronizasyon yapılmadığı ve süreli serbest koç/teke katımı uygulanan sürülerde doğumların en geç 1 ay içinde tamamlandığı söylenebilir. Küçükbaş hayvanlarda doğumların kısa bir zaman içinde tamamlanması sürünün üniformitesi ve yönetim kolaylığı açısından da istenen bir durumdur. Diğer istenen bir durum ise doğumların problemsiz gerçekleşmesi ve doğan yavruların anaları tarafından bakılması dolayısıyla telefatın minimum düzeyde olmasıdır. Yapılan araştırmalara göre doğumların hijyenik ve kontrol altında gerçekleştirilmesi ile yeni doğan yavrularda ölüm oranı yüzde 20-40 düzeyinde azaltılabilmektedir.
Doğum mevsimi koyun yetiştiricilerinin işinin en yoğun olduğu dönemdir. Küçükbaş hayvanlarda doğumun doğum bölmelerinde gerçekleşmesi istenir. Doğum hazırlığı yönünden yapılacak ilk iş, doğum bölmelerinin hazırlanmasıdır. Doğumu yakın olan koyun ve keçiler meraya çıkarılmayıp doğum bölmelerine alınmalıdır. Merada doğan yavrular varsa bunlar da en kısa zamanda ağıla ulaştırılmalıdır.
Doğum bölmeleri temiz, sıcak, havadar, bol yataklıklı olmalı; yemlik ve suluklar iyi dizayn edilmelidir. Burada dikkat edilecek en önemli hususların başında doğum bölmelerinin herhangi bir hava cereyanına maruz kalmayan ve uygun havalandırılan bir yerde konumlandırılmış olması gelmektedir.
Küçükbaş hayvancılık işletmelerinde gerekli doğum bölmesi sayısı anaç hayvan varlığına bağlı olup anaç hayvan sayısının yaklaşık 1/10’unun ihtiyacını karşılar. Her bir bölmenin ise yaklaşık olarak 1,2-1,5 metrekare alana sahip olması uygun kabul edilir. Kullanılan bölmeler bir sonraki doğum öncesinde temizlenmeli, yeni altlık serilmeli ve dezenfekte edilmelidir. Yine personel ve ekipman hijyeninin sağlanması, doğum öncesi ve sonrası sürecin dikkatli takibi ve kolostrum (doğumdan sonraki 5-6 gün yavruya verilen ilk süt) yönetimiyle yavru kayıpları en az düzeye indirilebilir.
YAVRU KAYIPLARI EN ÇOK İLK 72 SAATTE GÖRÜLÜYOR
Küçükbaş hayvanlarda yavru ölümlerinin önlenmesi ve yavru bakımıyla ilgili en çok dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?
Küçükbaş hayvancılık işletmelerinin kârlılığını etkileyen en önemli parametre, hayvanların döl verimidir. Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde temel amaç ikizlik oranının artırılması ve yavru kayıplarının minimum düzeyde tutulmasıdır. Bu nedenle özellikle yavru kayıplarının çok yoğun görüldüğü doğum sonrası ilk 72 saat, çok kritik bir dönem olarak kabul edilir. Yapılan çalışmalarda doğum sonrası görülen yavru kayıplarının temel nedenleri arasında hipotermi, yetersiz kolostrum alımı, enfeksiyon ve analık davranışının yetersiz oluşu çok önemli bir yer tutar.
Küçükbaş hayvanlarda doğumdan sonraki saatler, ana ve yavrular için tehlikeli olabilir. Bu nedenle, çok soğuk havalarda doğan yavruların soğuktan korunması ve gerekirse kurulanması önem taşır. Kurulama ile yavruların bir yandan kuruyup ısınması, diğer yandan da kas ve sinir sistemlerinin uyarılması sağlanmış olur. Kurulama sırasında yavrunun ağız ve burnu iyice temizlenerek rahat solunum yapması sağlanmalıdır. Kurulamanın hemen ardından ve hiç zaman geçirmeden göbek bakımının yapılması gerekir.
Yeni doğan yavrular doğumu izleyen 2 saat içinde kolostrum (ağız sütü) tüketmeye başlamalı ve ilk 24 saat içinde yaklaşık olarak doğum ağırlığının yüzde 10’u kadar kolostrum tüketmesi sağlanmalıdır. Ayrıca mümkünse kolostrumun kalitesi ölçülerek varsa düşük kaliteli kolostrum tüketen yavrulara ilave kolostrum takviyesi yapılmalıdır. Kolostrumda bulunan ve yavrunun bağışıklığını sağlayacak immunoglobulinler doğumdan 72 saat sonrasından itibaren ince bağırsakta emilemez, süre 72 saate yaklaştıkça da emilme azalır. Bu nedenle yavrunun ağız sütünü mümkün olan en kısa zamanda ve doğumdan sonraki ilk 72 saat içinde alması gerekir. Kolostrumun yavruyu hafif ishal edici etkisinden de çekinilmemelidir. Ayrıca gebelik sırasında yavrunun sindirim sisteminde toplanan ve mekonyum adı verilen birikintinin atılabilmesi için kolostrumun hafif ishal edici etkisi gereklidir. Yapılan araştırmalarda zamanında ve yeterli düzeyde kolostrum alan yavruların ömürleri boyunca sağlık ve üretim performansının daha yüksek olduğu bildirilmektedir.
Küçükbaş hayvanlarda analık davranışı ile yavru sağ kalımı arasında pozitif bir ilişki bulunur. Bu nedenle doğum sonrası ilk 24 saatte anne ve yavru bir arada tutulmalı, gereksiz yere rahatsız edilmemelidir. Bu durum yavru ile anne arasında bağın oluşmasını ve annenin yavruyu sahiplenmesini sağlayacaktır.
Hayvanların bağışıklığının düşmemesi için neler yapılmalı?
Küçükbaş hayvanlarda bağışıklık sistemi; besleme, stres, barınak koşulları, paraziter yük, çevresel faktörler, fizyolojik dönem ve yönetim uygulamaları gibi birçok faktör tarafından etkilenir. Uygun yetiştirme ve besleme uygulamalarıyla bağışıklığın güçlendirilmesinin, enfeksiyon sıklığını önemli ölçüde azalttığı bilinmektedir.
Hayvanlarda bağışıklığın düşmemesi için üzerinde durulması gereken en önemli konuların başında hayvanların ihtiyaçlarını karşılayacak dengeli ve yeterli bir rasyonla beslenmeleri gelir. Bağışıklık üzerinde önemli etkiye sahip diğer bir konu ise strestir. Stres, hayvanlarda kortizol artışı yoluyla bağışıklık sistemini baskılayan en önemli faktörlerden biridir. Şiddetli stres durumu stres hormonlarının ve sitokinlerin çok yüksek düzeyde üretilmesine yol açar.Bu hormonlar da metabolizmada önemli değişimlere neden olur ve katabolizma, doku zayıflaması ile patolojik durumları ortaya çıkmasına neden olur. Birçok entansif çiftlik hayvanları üretim sisteminde hayvanların immün sistemleri zayıflamakta ve hastalıklara karşı dirençleri azalmaktadır. Hayvanlarda bağışıklığın güçlü kalması için dengeli ve yeterli rasyon yanında stres faktörlerinin engellenmesi, hastalıklara karşı koruyucu aşılama ve iç-dış parazit kontrolü önem taşır.
UYGUN BARINAK TASARIMI ÖNEMLİ
Küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılan çiftliklerde fiziki özellikler nasıl olmalı?
Küçükbaş hayvan barınaklarına “ağıl” ismini veriyoruz. Ağıllar en yalın ifadeyle hayvanları olumsuz çevre şartlarından koruyan ve hayvanlara gerekli konforu sağlayan yapılardır. Burada konfor ifadesinden kasıt hayvanların istediği çevresel koşulları sağlayabilmektir. Bu nedenle küçükbaş hayvan barınaklarının yapımında 3 temel kural göz önünde bulundurulmalıdır.
Buna göre barınaklar; hayvanlara optimum çevre koşulları sağlamalı, düşük maliyetli olmalı ve iş gücünü en aza indirecek şekilde planlanmalıdır.
Barınak tesisinde hayvanların yetiştirme yönü ya da işletmenin üretim amacı da önem arz eder. Örneğin bir süt koyunculuğunda kullanılan barınak tipi ile kuzu eti üretimi yapan bir işletmenin barınak yapısının aynı olması beklenmemelidir.
Küçükbaş işletmelerde barınakların fiziki özellikleri hayvanlara optimum iklim koşulları sağlayan, iyi havalandırılmış, kuru ve hayvan başına yeterli alana sahip ve işgücünü minimize eden ve yönetimi kolaylaştıran bir barınak sistemine dayanmalıdır. Hijyen, drenaj, aydınlatma, temizlik, yemlik–suluk yapısı ve karantina alanları hastalıkların önlenmesinde kritik rol oynar. Alanda gerçekleştirilen araştırmalar, uygun barınak tasarımının hem enfeksiyon hem de stres kaynaklı kayıpları önemli ölçüde azalttığını göstermektedir.