KASIM-ARALIK 2025 / GÜNDEM
“Toprağı korumak toplumsal bir sorumluluk”
Toprak, bir karışında dünyadaki insan sayısından daha fazla canlı organizma barındıran yaşayan bir varlık. Gözenek mimarisi, dayanıklılığı, içerdiği bitki besin elementleri, su içeriği ve en önemlisi evrendeki enerji kaynağı karbona ve üreme kaynağı azota ev sahipliği yapması nedeni ile insanlığın var oluş kaynağı. Bu nedenle toprağın korunması gıda güvenliği, iklim değişikliğiyle mücadele, su kaynaklarının korunması ve ekosistem sürekliliği açısından yalnızca tarımsal bir konu değil çevresel, ekonomik ve toplumsal bir zorunluluk. Her yıl 5 Aralık’ta kutlanan Dünya Toprak Günü, bu çok boyutlu önemin yeniden hatırlanması ve toplumun tüm kesimlerinde farkındalık oluşturulması açısından önemli bir fırsat sunuyor. Biz de bu özel gün vesilesiyle Toprak, Gübre ve Su Kaynakları Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürü Mahmut Sami Çiftci ile bir araya geldik.
Ülkemizde erozyon başta olmak üzere birçok sebeple topraklarımızı kaybediyoruz. Toprakların korunması için neler yapılıyor ve neler yapılmalı?
Türkiye, topoğrafik yapısı, iklim koşulları ve arazi kullanım baskıları nedeniyle erozyona ve toprak bozulumuna en hassas ülkeler arasında yer alıyor. Özellikle eğimli arazilerde yapılan hatalı toprak işleme, bitki örtüsünün tahribi, orman alanlarının daralması ve meraların aşırı otlatılması, su ve rüzgâr erozyonunu hızlandırıyor. Bunun yanı sıra organik madde kaybı, toprak sıkışması, tuzluluk-alkalilik sorunları ile sanayi ve kentleşme kaynaklı arazi kayıpları da topraklarımızın üretkenliğini ciddi biçimde tehdit ediyor.
Rüzgâr erozyonu, bitki örtüsünden yoksun ve toprak kalite parametreleri zayıflamış alanlarda verimli üst toprağın taşınmasına neden olarak toprak canlıları ve bitkiler için hayati öneme sahip besin elementlerinin kaybına yol açıyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 500 bin hektarlık alan rüzgâr erozyonuna maruz kalırken bu alanların büyük bir bölümü Konya havzası ve çevresinde yoğunlaşıyor. Bu süreç uzun vadede toprak bozulumuna ve çölleşme riskinin artmasına neden oluyor.
TOPRAĞIN YALNIZCA FİZİKSEL OLARAK KORUNMASI YETMEZ
Son yıllarda ülkemizde erozyon kontrolü, ağaçlandırma, havza bazlı planlama, mera ıslahı ve toprak etüt-haritalama çalışmaları önemli ölçüde artırılmış durumda. Ancak kalıcı başarı için toprağın yalnızca fiziksel olarak korunması yeterli değil. Toprak organik maddesinin artırılması, agregat yapısının güçlendirilmesi ve toprakta su-hava-katı dengesinin korunması temel öncelikler arasında yer almalı. Bu doğrultuda arazi kullanım kararlarının bilimsel toprak verilerine dayandırılması; tarım, orman ve mera alanlarının bütüncül bir yaklaşımla yönetilmesi ve iklim değişikliği senaryolarının toprak yönetim politikalarına entegre edilmesi gerekiyor. Enstitü olarak AR-GE faaliyetlerimizi Bakanlığımızın politikalarına bilimsel altlık sağlamak üzere gerçekleştiriyoruz.
Çiftçiler toprağı korumak için nelere dikkat etmeli?
Toprağın korunması yalnızca çiftçilerin sorumluluğunda olan bir konu değil ancak toprakla doğrudan temas hâlinde olan ve geçimini bu kaynaktan sağlayan çiftçilerimiz, sürdürülebilir toprak yönetiminde kilit bir role sahip. Çiftçi ölçeğinde benimsenen her doğru uygulama, toprağın fiziksel yapısını, biyolojik aktivitesini ve uzun vadeli verimliliğini doğrudan etkiliyor.
Bu kapsamda aşırı ve gereksiz toprak işlemeden kaçınılması, bitki artıklarının toprak yüzeyinde bırakılması, münavebe sistemlerinin uygulanması ve baklagil ile örtü bitkilerinin kullanılması büyük önem taşıyor. Ayrıca, toprak analizine dayalı bilinçli gübreleme hem toprak sağlığının korunmasını hem de üretim maliyetlerinin düşürülmesini sağlıyor. Bilinçsiz ve aşırı kimyasal gübre kullanımı, toprakların yorulmasına ve çevresel kirliliğe neden olabiliyor.
TAGEM’e bağlı Toprak, Gübre ve Su Kaynakları Merkez Araştırma Enstitüsü olarak referans ve akredite laboratuvarlarımızla, çiftçilere toprak, gübre ve su analizleri konusunda bilimsel rehberlik sunarak bölgeye ve arazi koşullarına en uygun tarımsal uygulamaların belirlenmesine katkı sağlıyoruz. Araştırmalar, toprağını koruyan çiftçilerin uzun vadede verimlerini koruduğunu, girdi maliyetlerini azalttığını ve iklim değişikliğine karşı daha dirençli üretim sistemleri geliştirdiğini gösteriyor.
Haber Görseli
Mahmut Sami Çiftci Toprak, Gübre ve Su Kaynakları Enstitüsü Müdürü
BİYOLOJİK TEMELLİ ÇÖZÜMLER ÇİFTÇİLERE AKTARILIYOR
Bakanlığımızın toprağın korunması ile ilgili faaliyetleri ve projeleri nelerdir?
Tarım ve Orman Bakanlığı, toprakların korunması ve sürdürülebilir kullanımı konusunda mevzuat, destekleme politikaları, yapay zekâ teknolojisi ile entegre teknik projeler ve eğitim-yayım faaliyetlerini kapsayan çok yönlü çalışmalar yürütüyor. Bu çalışmalar, farklı kurumların iş birliğiyle bütüncül bir yapı içinde ele alınıyor.
TAGEM başta olmak üzere ilgili birimler tarafından; bölgelere uygun münavebe sistemlerinin belirlenmesi, koruyucu toprak işleme yöntemlerinin geliştirilmesi, toprak düzenleyicileri ve atık kökenli organik materyallerin tarımda değerlendirilmesi, mikrobiyal gübre çalışmaları ve dijital tarım uygulamaları hayata geçiriliyor. Ayrıca, Avrupa Yeşil Mutabakatı hedefleri doğrultusunda toprağın karbon depolama kapasitesini artırmaya ve karbon salınımını azaltarak iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sağlamaya yönelik projeler yürütülüyor.
Erozyon kaynaklı toprak kayıplarını azaltmaya yönelik olarak daha ekonomik, doğayla uyumlu ve biyolojik temelli çözümler geliştiriliyor ve elde edilen bilimsel sonuçlar çiftçilerle iş birliği içerisinde sahaya aktarılıyor.
5 Aralık Toprak Günü ile ilgili neler söylemek istersiniz?
5 Aralık Dünya Toprak Günü, toprağın yalnızca bir üretim aracı değil gelecek nesillere bırakılması gereken stratejik bir miras olduğunu hatırlatıyor. Toprak kaybı, doğrudan gıda güvenliğini; dolaylı olarak ekonomik istikrarı, çevresel sürdürülebilirliği ve toplumsal refahı tehdit ediyor.
Toprağı korumak planlama kararlarından tüketici tercihlerine kadar uzanan geniş bir toplumsal sorumluluk. TAGEM olarak toprağın ne denli kıymetli bir doğal kaynak olduğu bilinciyle yürüttüğümüz çalışmaların temel hedefi, toprağı daha sağlıklı ve üretken hâle getirerek gelecek nesillere aktarmak. Çünkü biliyoruz ki sağlıklı toprak, sağlıklı gıda ve sağlıklı nesiller demektir. Bu vesileyle 5 Aralık Dünya Toprak Günü’nü kutluyor; sağlıklı toprak, sağlıklı gelecek anlayışının toplumun tüm kesimlerince benimsenmesini diliyoruz.