TEMMUZ-AĞUSTOS 2026 / AYIN KONUĞU
Su bir miras değil, kazanılması gereken birsavaştır
Neslihan AKTAŞ -
Murat ÖZKAN
İbrahim BAĞCI -
Mehmet OĞUZ
Su özgürlüğü kimse tarafından verilmez; ancak elde edilir. Hayatını suya ve toprağa adamış, bu alandaki çalışmalarıyla tanınan uzman Çağlar Demirkapı; Türkiye’nin su fakirliğine giden yolculuğunu bir su savaşı olarak tanımlıyor. Geleceğin zenginliğinin doğru teknoloji ve eğitimle suyu korumakta olduğunu savunan Demirkapı; tarımdaki yüzde 74’lük su kullanımının azaltılmasından, her birimizin taşıması gereken su savaşçısı ruhuna kadar hayati çözüm önerilerini paylaşıyor.
Sizi dünyanın en kurak coğrafyalarında insanları suya kavuştururken izledik. Her bir damla suyun korunması için nasıl bir mücadele vermemiz gerekiyor?
Türkiye, su konusunda dünyanın en kritik bölgelerinden birinde yer alıyor. Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşların hazırladığı tüm güncel raporlar ve haritalar, iklim krizi nedeniyle hangi bölgelerin kuraklığa teslim olacağını net bir şekilde sembolize ediyor. Maalesef bu haritalarda Türkiye, kuraklığın en şiddetli hissedileceği ülkeler arasında sürekli ilk sıralarda bulunuyor.
SU KITLIĞI BİR DOĞAL AFETTİR
Özellikle Konya Havzası’ndan başlayarak Ege ve Akdeniz kıyılarımıza kadar uzanan çok ciddi bir kuraklık riskiyle karşı karşıyayız. Verilere baktığımızda tablo oldukça net: Türkiye’de kişi başına düşen su miktarı 1350 metreküpe kadar gerilemiş durumda. Toplamda 112 milyar metreküp suyumuz var ve bu miktar artmayacağı gibi, iklim kriziyle birlikte azalma riski taşıyor. Artan nüfusumuzu da hesaba kattığımızda, toplumun su zenginliğini karakterize eden bu rakam bizi su fakirliğine doğru sürüklüyor. On yıl öncesine kadar su zengini sayılabilecek bir ülkeyken, bugün su kıtlığını artık bir doğal afet olarak değerlendirmeli ve en üst seviyeden önlemler almalıyız.
Gelecekte petrolü olan ülkeler mi daha zengin olacak, yoksa suyunu ve tarımını koruyanlar mı?
Gelecekte doğru eğitimi almış, doğru teknolojileri kullanan ülkeler şanslı. Petrol ya da su değil. Su her yerde azalacak ve enerjisi olanın aslında deniz suyunu arıtarak veya atık suyunu geri kazanarak su konusunda avantajları ortaya çıkacak.
Ülkemiz su ve enerji kaynakları açısından dezavantajlı bir bölgede bulunsa da, eğer doğru mücadeleyi verirsek bu durumu tersine çevirebiliriz. Petrolümüz olmamasına ve su kaynaklarımızın kıtlığa doğru gitmesine rağmen; en iyi “su zengini” ülkeler gibi yaşayıp susuzluğumuza çare bulabiliriz. Durum karanlık görünebilir ama bizim çok güçlü bir “insan” unsurumuz var. Biz zorlu mücadelelere ve savaşlara alışık bir milletiz; bu “su savaşını” da kazanabilecek iradeye sahibiz.
Teknolojiyi kullanma konusunda doğal avantajlarımızı devreye sokmalıyız. Üç tarafımız denizlerle çevrili ve atık suların geri kazanımı konusunda kat edebileceğimiz çok ciddi bir mesafe var. Bugün büyük planlamalar yapılıyor ancak potansiyelimiz çok daha yüksek; atık suyumuzu geri kazanarak tarımda kullandığımız suyun 25-30 katını tekrar sisteme dahil edebiliriz.
Çağlar Demirkapı olarak, suyun ve toprağın peşinden gidecek gençlere vereceğiniz en büyük hayat dersi nedir? Gençlerimize, suyun ve tarımın sunduğu ekonomik özgürlüğü nasıl anlatırsınız?
Hayatım su özelinde geçtiği için gençlere kendi tecrübelerimden yola çıkarak şunları söyleyebilirim: Mutluluğu bulmanın yolu; sevdiğiniz işi yapmaktan, sevdiklerinizle mutlu olmaktan ve dünyaya yararlı bir iş yaptığınızı bilmekten geçer. Ancak madalyonun bir de gerçekçi yüzü var; tüm bunların sonunda hayatınızı idame ettirecek karşılığı da almanız gerekir. Eğer bu dört unsuru bir araya getirebiliyorsanız, işte o nokta mutluluğun kesişim kümesidir.
Japonların “Ikigai” dediği bu formül, benim hayatımda su ile hayat buldu. Ancak bu her meslek için geçerlidir. Gençlere önerim; kendilerini doğru keşfetsinler. Hiç ummadıkları bir alanda profesyonelleşip, işlerini severek yaptıklarında ve bunun dünyaya yararlı olduğunu gördüklerinde, başlarını yastığa huzurla koyacaklardır.
ÇİFTÇİLERİMİZ BİZİM ASIL SU SAVAŞÇILARIMIZ
İşin özgürlük boyutuna gelirsek; su özgürlüğü de tıpkı diğer özgürlükler gibi kimse tarafından size altın tepside sunulmaz; onu sizin elde etmeniz ve ona sahip çıkmanız gerekir. Suya sahip çıkmak sadece dişimizi fırçalarken musluğu kısmaktan ibaret değildir. Bu bir bilinç meselesidir. Ülkemizde suyun yüzde 74’ünü tarımda kullanıyoruz ve bu oranı düşürmek zorundayız. Bu mücadeleyi bir su savaşı disipliniyle verirsek, özgürlüğümüzü kendi ellerimizle kazanmış oluruz.
Sadece çiftçinin su tasarrufu yapması yeterli mi? Biz tüketiciler, marketten aldığımız bir ürünün arkasındaki su ayak izini bilerek tarıma nasıl destek olabiliriz?
Aslına bakarsanız, tüm sorumluluğu çiftçilerimizin omuzlarına yükleyerek onlara çok büyük bir yük bindiriyoruz. Onlar bizim asıl su savaşçılarımız. Elbette atadan, dededen kalan geleneksel usullere hürmet göstereceğiz; ancak artık bilim çağındayız. Yeni nesil tarımda, daha az su tüketen ürünlerin seçilmesi, su kalitesine göre ekim yapılması ve ürün bazında ciddi bir seleksiyon sürecine gidilmesi gerekiyor. “Bu bölgede hep tahıl ekiyorduk, yine öyle yapalım” demek yerine, bunun bilimsel doğruluğunu tartışmalıyız.
su savaşı,
su özgürlüğü,
tarımda gelecek,
su ayakizi,
cağlar demirkapı