TEMMUZ-AĞUSTOS 2026 / GIDA

“Türk balının kaliteli olmasının sebebi, ülkemizin eşsiz ekolojik ve biyolojik avantajları”


Müge ÇEVİK    

02.10.2026 


Ordu Arıcılık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü kurulduğu 22 Aralık 1994 tarihinden itibaren Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğüne (TAGEM) bağlı arıcılık üzerine Türkiye’nin tek konu araştırma kuruluşu olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Türkiye’nin tüm bölgeleri sorumluluk alanı olan Enstitü, ulusal ve uluslararası düzeyde AR-GE ve inovasyon faaliyetlerini yürütüyor. Biz de ülkemizdeki arıcılık faaliyetleri ve yürütülen çalışmalarla ilgili sorularımızı Ordu Arıcılık Araştırma Enstitüsü Müdürü Şeref Cınbırtoğlu’na yönelttik.

Ülkemizdeki bal üretiminden söz eder misiniz? 

Arıcılık tüm dünya da olduğu gibi Türkiye’de de ekonomik ve ekolojik açıdan önemli bir yere sahiptir. Genel anlamda arıcılık; arıyı, bitkisel kaynakları ve iş gücünü birlikte kullanarak bal, polen, propolis, arı sütü gibi arı ürünlerinin ve ana arı, oğul arı gibi canlı materyallerin üretilmesini sağlayan tarımsal faaliyettir. Çiçeklerin tozlaşması (polinasyon) için arılara, arıların da beslenmesi için çiçeklere ihtiyaçları vardır. Arılar başlıca nektar ve polen toplamak amacıyla çiçekleri ziyaret eder. Nektarı karbonhidrat, polenleri ise daha çok protein kaynağı olarak değerlendirir. Böylece arı ürünleri üretimi gerçekleştirilirken aynı zamanda bitkisel üretimin verimliliğini ve devamlılığını sağlar.

Türkiye; yıl boyunca çiçeklenme için uygun mevsimleri, topoğrafik yapısı, narenciye ve badem gibi yaygın meyve türleri, ayçiçeği ve pamuk gibi endüstriyel bitkileri, yüksek yaylaları, çayır ve meraları, yem bitkileri, çok değişik türde ağaç, muhtelif makilikleri ve çam ormanları ile arıcılık için gerekli olan doğal kaynaklar yönünden son derece zengin bir ülke. Böylesine bir flora zenginliğine sahip olunması da bal çeşidi ve miktarı açısından çok önemli. 

Dünyada arıların yararlandığı bilinen bitki türlerinin 3/4’ü Anadolu’da yetişiyor. Bu coğrafi özelliklerden dolayı arıcılık, Anadolu’nun en eski ve en yaygın üretim etkinliklerinden biri olmuştur. Türkiye’de sekiz bal arısı ırk ve ekotipi tescil edilmiştir. Bunlar Kafkas arısı (Apis mellifera Caucasia), Anadolu arısı (Apis mellifera Anatolica), Trakya arısı ekotipi (Apis mellifera Carnica), Hatay arısı ekotipi (Apis mellifera Syrica), Gökçeada arısı ekotipi (Apis mellifera L.), efe arısı ekotipi (Apis mellifera Anatolica), Muğla bal arısı ekotipi ( Apis mellifera L.) ve Yığılca arısı ekotipi (Apis mellifera L.) dir.

Türkiye, yıllık üretim hacmi bakımından dünyanın en büyük bal üreticileri arasında yer alıyor.  Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre yıllık üretim 100 bin ton civarında gerçekleşiyor, yaklaşık 9 milyon koloni sayısı ve  100 bine yakın arıcılık işletmesi ile aileler geçimini doğrudan veya dolaylı olarak arıcılıktan sağlıyor. Üretimin en dikkat çekici ekolojik dayanağı Anadolu’nun Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve Ön Asya olmak üzere üç fitocoğrafik bölgenin kesişim noktasında yer almasıdır. Bu durum, yaklaşık 12 bin 500 bitki taksonuna ev sahipliği yapan ve 4 binden fazlası endemik olan son derece zengin bir floristik yapının ortaya çıkmasını sağlıyor. Söz konusu çeşitlilik, bal arılarının farklı fenolojik dönemlerde çok sayıda nektar ve polen kaynağına erişebilmesine olanak sağlıyor. Böylece monofloral ve polifloral bal üretimi için benzersiz fırsatlar sunuyor.

Haber Görseli

“40 CİVARINDA COĞRAFİ İŞARETLİ BALIMIZ VAR”
Hangi bölgelerde hangi bal çeşitleri üretiliyor? Ülkemizde kaç çeşit bal var bunların özellikleri hakkında bilgi verir misiniz? 

Karadeniz Bölgesi, yoğun bitki örtüsü ve geniş orman alanlarıyla salgı balı ve kestane balı üretiminde ön plana çıkıyor. Kestane balı, koyu kahverengiden siyaha yakın tonlarda rengi, keskin ve buruk tadıyla karakterizedir; yüksek antioksidan kapasitesi ve antimikrobiyal aktivitesine sahiptir. Akasya balı, yüksek fruktoz/glikoz oranı sayesinde uzun süre kristalize olmadan sıvı formda kalabilmesi ve son derece narin tadıyla karakterizedir. Bölgenin en değerli ürünlerinden Anzer balı, Rize’nin İkizdere ilçesine bağlı Anzer Yaylası’nda 2100-3000 metre rakımda üretilen, coğrafi işaretle korunan multifloral bir yayla balıdır. Yaylada bulunan 500’ü aşkın bitki türünden yaklaşık 90’ının endemik olması, bu bala eşsiz bir fitokimyasal profil kazandırıyor. Bölgede ayrıca, sarıçam ve göknar ormanlarında yaşayan farklı yaprak biti türlerinin salgılarından elde edilen salgı balı üretimi de yapılıyor.

Ege Bölgesi, Türkiye’nin çam balı üretiminin ana havzası durumunda. Çam balı, çiçek balı değil, salgı balıdır; arıların, kızılçam ormanlarında yaşayan basra böceğinin (Marchalina hellenica) salgısını işlemesiyle elde edilir. Mineral madde içeriği ve antioksidan kapasitesi yüksektir; yüksek fruktoz oranı sayesinde yıllarca kristalize olmadan kalabilir. Türkiye, dünya çam balı üretiminin yaklaşık yüzde 92’sini karşılamakta olup bu üretimin ana havzası Ege Bölgesi’dir ve Muğla Çam Balı Avrupa Birliği tarafından tescillenmiştir. Narenciye balı, açık renkli, ferahlatıcı aromalı ve hızlı kristalize olan yapısıyla tanınır. Pamuk balı, su beyazı rengi, son derece hafif tadı ve yüksek glikoz içeriğine bağlı hızlı kristalizasyon özelliğiyle krem bal üretimi için ideal ham maddedir. Kekik balı ise Origanum ve Thymus türlerinden kaynaklanan yoğun baharatımsı aroması ve yüksek fenolik bileşen içeriği sayesinde güçlü antioksidan ve antimikrobiyal özellikler sergiler.

Haber Görseli

Akdeniz Bölgesi, narenciye ve pamuk balının yanı sıra lavanta ve yayla ballarıyla öne çıkmaktadır. Lavanta balı, kendine özgü yoğun aroması ile bilinen bir baldır. Yayla balı ise monofloral bir tür olmayıp Toros Dağları’nın yüksek rakımlı yaylalarında yüzlerce bitki türünün nektarından oluşan multifloral bir üründür.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi, sert karasal iklimi ve doğasıyla geven, korunga ve akasya ballarının başlıca üretim alanı durumunda. Geven balı, Astragalus türlerinin nektarından elde edilen açık renkli ve yumuşak aromalı bir bal. 
Marmara Bölgesi, ayçiçeği balının ana üretim havzası olmasının yanı sıra ıhlamur ve meşe salgı balı gibi yüksek katma değerli türleri barındırıyor. Ihlamur balı, Tilia türlerinin çiçeklerinden gelen yoğun, rahatlatıcı aromasıyla tanınıyor. Meşe salgı balı; özellikle Istranca Dağları’nda üretilen koyu renkli, mineral ve polifenolik bileşik içeriği bakımından son derece zengin, antioksidan kapasitesi yüksek bir salgı balıdır. 

İç Anadolu Bölgesi ise step formasyonu bitkilerine dayalı, genellikle açık renkli ve hızlı kristalize olan çiçek ballarıyla toplam üretime katkıda bulunuyor.

Türkiye’de TÜRKPATENT tarafından tescillenmiş 40 civarında coğrafi işaretli bal bulunuyor. Ayrıca bazı ballarımız Avrupa Birliği’nden de tescil almıştır. 

ENDEMİK BİTKİLER EŞSİZ POLEN VE NEKTAR KAYNAĞI
Türk balının kalitesinin sebebi nedir? 

Türk balının kalite parametrelerini belirleyen unsurlar, eşsiz ekolojik ve biyolojik avantajların bir bütünüdür. Birincisi, Türkiye’nin barındırdığı 12 bin 500 bitki taksonundan 4 binden fazlasının endemik olması, bal arılarının dünyada başka hiçbir coğrafyada eşi bulunmayan nektar ve polen kaynaklarına erişimini sağlıyor; bu durum bala aroma ve biyoaktif bileşen zenginliği kazandırıyor. İkincisi, üç farklı iklim kuşağının bir arada bulunması, şubat ayından kasım ayına kadar kesintisiz bir nektar akış periyoduna imkân tanıyor. Akdeniz kıyılarında narenciye ile başlayan sezon, Ege’de çam ve kekik, yaylalarda yaz çiçekleri, Karadeniz’de kestane ile devam ederek gezginci arıcılıkla büyük bir üretim çeşitliliği sağlıyor. Üçüncüsü, dünya çam balı üretiminin yaklaşık yüzde 92’sini karşılamak, Türkiye’yi bu kategoride rakipsiz kılıyor; bu balın yüksek mineral içeriği ve kristalizasyona direnci uluslararası pazarlarda sürekli talep yaratıyor. Dördüncüsü; Anadolu arısı, Kafkas arısı, Trakya arısı ve Hatay arısı gibi yerli ırk ve ekotipler bulundukları bölgelerin ekstrem çevre koşullarına yüksek adaptasyon kabiliyeti gösteriyor. 

Haber Görseli

SÜRDÜRÜLEBİLİR ÜRETİM İÇİN BAKIM VE HASAT ÖNEMLİ
Arıcıların en çok dikkat etmesi gereken konular nelerdir? 

Kaliteli ve sürdürülebilir bal üretimi için arıcıların bakım, hasat ve hasat süreçlerinde azami özen göstermeleri gerekir. Profesyonel arıcılığın temel gereklerinden biri de her kovan için ana arı yaşı, hastalık gözlemleri, ilaç uygulamaları ve sezonluk verim gibi verilerin işlendiği sistematik bir kayıt sisteminin tutulmasıdır. Koloni yönetiminde, ana arının en geç iki yılda bir güvenilir damızlıklardan temin edilmiş genç ana arı ile değiştirilmesi koloni performansı açısından kritiktir.
Varroa destructor ile mücadelede organik asitler ve biyoteknik yöntemler gibi kalıntı bırakmayan alternatiflere öncelik verilmeli; bal hasat sezonuna girilmeden en az bir ay önce tüm kimyasal akarisit uygulamalarına son verilmelidir. Amerikan ve Avrupa Yavru Çürüklüğü gibi bakteriyel hastalıkların tedavisinde antibiyotik kullanımı balda kalıntıya yol açtığı için mevzuat gereği kesinlikle yasaktır; sentetik akarisitlerin bilinçsiz tatbiki ise bal ve balmumunda kalıcı lipofilik kalıntılara neden olabilir. 

Besleme, nektar akışının olmadığı kritik dönemlerde yapılmalı; nektar akım döneminin başlamasından en az bir ay önce ek besleme tamamen kesilmelidir. Oğul verme eğilimi, düzenli kovan kontrolleri ve suni oğul alma gibi yönetimsel müdahalelerle kontrol altında tutulmalı; kışa genç ana arılı, yeterli bal stokuna sahip ve hastalıksız güçlü kolonilerle girilmelidir. Arılık konumlandırılırken kovanların yakınında temiz ve sürekli bir su kaynağı bulundurulması hayati önem taşır.
Hasat sürecinde, peteklerin en az yüzde 70-80’i sırlandıktan sonra bal alınmalıdır; olgunlaşmamış, yüksek nem içerikli balın hasadı fermantasyon riskini doğurur. Tüm sağım ve süzme işlemleri, Türk Gıda Kodeksi’ne uygun, paslanmaz çelik ekipmanlarla, haşerelerden arındırılmış hijyenik ortamlarda gerçekleştirilmelidir. Depolamada bal, doğrudan güneş ışığına maruz kalmayan, serin ve kuru ortamlarda, ağzı hermetik olarak kapatılmış kaplarda muhafaza edilmeli; sıcaklığın 40°C’yi aşması durumunda HMF oluşumunun hızlanacağı ve diastaz gibi ısıya duyarlı enzimlerin denatürasyona uğrayacağı göz önünde bulundurulmalıdır. 

Enstitünüzün AR-GE çalışmaları ve yürütülen projeler hakkında bilgi verir misiniz?

Enstitümüz bünyeside; ÜR-GE Laboratuvarı, Arı Davranış Laboratuvarı, Morfoloji Laboratuvarı, Moleküler Laboratuvar, Gen Bankası Araştırma ve Uygulama Laboratuvarı, Bombus Arısı Araştırma ve Uygulama Laboratuvarı, Arı Sağlığı Laboratuvarı, Yapay Tohumlama Laboratuvarı ve Arı Ürünleri Analiz (akredite) Laboratuvarları ile Ulusal Bal Arısı Gen Bankası ve Arı Araştırmaları ve  Ballı/Polenli Bitkiler AR-GE Sahası bulunuyor. Ülkemiz arıcılığına katkı sağlamak adına 
30 yılda 200’den fazla proje tamamlanmış durumda.  

Arı ıslahı ve seleksiyonu, ana arı kalitesi ve koloni verimini artırmaya yönelik çalışmalar, arı sağlığı, arı hastalık ve zararlılarının tespiti ve mücadele yöntemleri, monofloral ballar başta olmak üzere Anadolu coğrafyasındaki balların içerikleri ve kalite kriterleri ile ilgili araştırmalar ile polen, propolis, arı sütü, apilarnil, arı zehri üretimi ve içeriklerinin tespiti üzerine çalışmalar, bombus arısı ve polinasyon gibi temel araştırmalar yapılıyor. Arı ürünlerinin inovatif ve katma değeri yüksek ürünlere dönüşmesini sağlamak adına; enkapsüle edilen propolis ekstraktlarının dondurmanın fonksiyonel özellikleri üzerine etkisinin araştırılması gibi AR-GE çalışmaları da yürütülüyor.

Müdürlüğümüz araştırmacıları tarafından 2 faydalı model ve 1 patent Türk Patent Enstitüsü tarafından onaylanmıştır (propolis üretimi, ana arı çiftleştirme, koloni geliştirme).

Son yıllarda meydana gelen iklim değişikliklerinin tarıma dolayısıyla arıcılık üzerine etkilerini araştırmak, yapay zekânın arıcılık sektöründe kullanım olanaklarının geliştirilmesi, yürüttüğümüz temel araştırmalarda öncelik verdiğimiz konuların başında geliyor.

arıcılık bal uretimi ordu arıcılık araştırma enstitusu