MAYIS-HAZİRAN 2026 / EL SANATLARI
Hanelerin tanıkları ve koruyucu simgesi kapılar
Sözlükte; “her çeşit yapının girilip çıkılacak yeri” olarak geçen kapı; öz Türkçe ve oldukça eski bir sözcüktür. Kapı, “kapatmak, örtmek, bitişmek, yan yana gelmek” manasına gelen “kap-“ fiiline Eski Türkçe isim yapma “+ı(g)” ekinin gelmesiyle Orhun Yazıtları’nda (735) geçen “kapıg, kapığ” hâlini almıştır. Yazıtta: “Temir kapıgka tegi süledim (Demir Kapıya değin sefer ettim.).” şeklinde geçer.
Divan-ü Lügati’t Türk’te “kapuğ” olarak geçen sözcüğün, birkaç yüzyıl sonra Latin harfleriyle yazılmış ilk Türkçe eser ve dil bilimi kaynağı Codex Cumanicus’ta da “kapu” biçiminde görülür. Günümüzde ses uyumuyla kelime “kapı”ya evrilmiştir.
Bir sözcükten öte olan kapı; bildiğimiz fiziki, mimari anlamından ve yalnızca bir hanenin girişi olmasından başka, çok eski tarihlerden bu yana kendisine yüklenen kültürel ve mistik temsilleri de taşır hatta vatan mefhumuyla bir düşünülür. Nitekim Türk Edebiyatının usta yazarlarından Türkolog ve tarihi roman yazarı Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun 1971-1973 yıllarında yayınladığı “Kilit”, “Anahtar”, “Kapı” üçlemesinde yer alan Kapı romanında kapıyı, bir metafor olarak kullandığını ve bu metafor üzerinden Anadolu’nun Türklere açılmasından sonraki yurt edinme, manevi harçla ve beraberlik düsturuyla vatan kılma, kalıcı bir medeniyet kurma, yeni bir düzen eşiği, kimlik, kök bilinci, adalet, merhamet, hoşgörü getirme, inanç, aidiyet ve mücadele temalarını işlediğini görürüz. Kapı, iç ve dış düşmanlara karşı birlik olma zorunluluğunu temsil eden bir sınav alanı olmasının yanında kökü ve birlik ruhu olmayanların geçemeyeceği bir eşiktir.
Bununla birlikte mahremiyetin simgesi ve dışarıyla (el olanla) özel ve gizli olması gerekeni yani hanenin içini ayıran, onu koruyan bir vasfa sahip görülen kapılar, Anadolu kültüründe mekânın en önemli yerleriydi. Öyle ki kapıyı çalan misafirin hangi tokmağa vurması gerektiği dahi kültürel bir alışkanlığa dönüşmüştü. Hane sakinlerinin, kapı tokmaklarından çıkan sese göre kapıyı açtığı hassasiyet ve nezaketin adıydı kapı.
Kadim Türk âdet ve gelenekleri var olduğundan beri koruyucu simgeyi, mahremiyeti, özel olanı, edebi, gizliliği, sınırı, yeni başlangıçları, erişebilmeyi, devleti sembolize eden ve buna benzer birçok olumlu çağrışımları bünyesinde taşıyan kapıyı da var eden onu yapan birileri vardı. Ve bu birileri de o kültürün içinden çıkan, ortaya koydukları eserlerle bilerek ya da bilmeyerek sanat icra eden ve bir kültürü diri tutan insanlardı. Günümüzde azalsa da o insanlar, yine de varlıklarını, kültür tarihimize ait motifleri kullanarak göstermekte ve o eski el ürünü sanatlı kapıları ortaya koymaktadırlar. Şimdi ülkemizde nadir olarak bu işi yapan bir sanatçımızla birlikteyiz. Eski kapı süsleme sanatçısı Şerif Mehmet Akgün. Siz değerli okuyucularımıza bu geleneksel ve nadir sanatı anlatacak.
Sizi tanıyabilir miyiz?
Ben Şerif Mehmet Akgün. Aslen Manisa Kırkağaç Bakır Beldesi’ndenim. Burada ikamet etmekteyim. 80 yaşındayım. Ankara dâhil Anadolu’nun çeşitli yörelerinde memuriyet yaptım geçmişte. Sonrasında kendimi sanata verdim. Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçısıyım. Geleneksel eski kapı süslemecisi olarak Unesco Yaşayan İnsan Hazinesi ödülüne layık görüldüm.
Eski kapı sanatı ve ustalığı yapıyorsunuz. Bu pek az rastlanan bir sanat, hatta şimdiye dek duymamıştık. Bizimle paylaşır mısınız?
Türk-İslam sanatları en çok ilgilendiğim alan. Bulunduğum bölgenin Ön Asya’nın tarihi, yerleşim alanları üzerine çeşitli kitap ve kütüphanelerde araştırmalar yapmış bir insan olarak önce kalem işiyle sonra hat ve minyatürle ilgilendim. Bu deniz derya konularla geliştirdim kendimi. Çizim ve el işlerine yatkınlığım olması yanında kültüre ve tarihe olan merakım beni eski kapılara ve onların üzerine, kendi kültürümüze ait tarihsel motifleri oymaya, onları süslemeye yöneltti.
Eski kapılarla tanışmanız nasıl oldu?
Benim eski kapılarla ve ahşapla tanışmam 25-30 yıl önce dedem vasıtasıyla oldu. Dedem 93 yaşında kapı süslemesi yapardı. Ben o zamanlar küçük bir çocuktum. Dedemi hep izlerdim. Şimdi diyorum ki: demek ki ondan görmüşüm, kafamda kalmış.
ARABAMI DAHİ SATTIM ESKİ KAPILARDAN TEDARİK EDEBİLMEK İÇİN…
Bu işe nasıl başladınız?
Anadolu’nun her yöresinden eski, artık iş görmeyen kapıları toplamaya başladım. Çocukken dedemi izlemekten başka bir ustalığım olmadı ve usta da görmedim. Oyma aletlerinin nasıl kullanılacağını da bilmezdim. Buna rağmen harekete geçtim.
Kamyonlarla getirtip buraya depoma bıraktırıyordum. Arabamı dahi sattım o kapılardan tedarik edebilmek için. Eski ahşap kapı bulmak da zor çünkü eski evler yok artık. Betona dönüldüğünden beri ahşap evlerle ahşap kapılar da gitti.
Çalıştığınız kapıların ayırt edici özelliği nedir?
Bu kapılar, çok sert iklimlerden gelmiş kapılardır ve eski kapılar genelde ahşaptır. O eski zamanın insanları en iyi keresteyi kullanmış çünkü bolmuş. Anadolu ormanlıkmış.
Bunların ömürleri de çok uzundur.
HAREKETE GEÇTİM VE ESKİ KAPILARIN ZİYAN OLMAMASI İÇİN ONLARA MOTİF ÇİZMEYE BAŞLADIM
Burada eski kapılar var ve bu eski kapıların çöpe atılmaması, yakılmaması için bir şeyler düşündüm. Harekete geçtim ve eski kapıların ziyan olmaması için üzerlerine motifler çizmeye, onları oymaya başladım. Derken çalışa çalışa birikti eserlerim.
Kendi köyümde bir atölyem ve kendi imkânlarımla kurmuş olduğum bir müzem var. Antik döneme ait doğal taşlar, mermer, ahşap üzerine çalışmalarım da var.
Her eski kapıdan sanat yapılabilir mi?
Hayır, her kapıdan olmaz. Bu kapıların 5 tane göbeği olur yahut dümdüz bir eski ahşap kapı olur. 80-100 yıl önce yapılmış ahşap sarıçam kapılar tam istediğim gibidir. Oyması kolay, kendine has kokusu vardır sarıçamın; kurt yemez bunları.
TÜRK TV DİZİLERİNDE BİZİM KAPILAR KULLANILIYOR
Kapıların üzerine çizdiğiniz motifler aynı zamanda bir kültürü yaşatıyor, günümüze taşıyor. Bu hususta ne söylersiniz?
Bu beni öyle huzurlu ve mutlu kılıyor ki size tarif edemem. Türk-İslam motiflerine ve sanatımıza olan hayranlığım beni bu noktaya taşıdı. Ecdadımızın motiflerini uygulamak, kültürünü eski kapılarla günümüze taşımak çok güzel. En azından gelecek kuşakların şimdiki neslin bunları görüyor olması önemli.
Yaptığım kapılara, her yerde rastlıyorum; bu, insanı umutlu kılıyor. Tük televizyon dizilerinde de bizim kapılar kullanılıyor. Görünce onur duyuyorum.
Çırağınız var mı? Öğrenmek isteyen oluyor mu?
4 tane çırak yetiştirdim. 20-25 yıldır da buradayım, aynı yerde. Bu ilk başta ham madde bulunca kolay gibi gelir ama mesele oturup o motifleri çizmek ve onu sadece elle tek tek oymaktır. Bu nedenle çırak kolay yetişmiyor.
EL İŞÇİLİĞİ İLE ÇALIŞIYORUM MAKİNE YOKTUR BİZDE
Motifleri çizerken bir yönteminiz var mı, kullandığınız malzemeler neler? Makine bu işin neresinde?
Motifleri odun kömürüyle çiziyorum ve boyayla düzeltmeler yaparak motifin üzerinden geçiyorum. Sonra oymaya başlıyorum. Ve kendi yaptığım doğal boyalarla boyuyorum.
Yalnızca el işçiliğidir her şey makine yoktur bu sanatın yapımında. Piyasada oyma kapı diye satılanlar makine yapımıdır, yüzeyseldir, kolaydır; makine yapımına sanat denmez.
El işçiliği bir sanatçı gözü ister, çizim ister, tasarı ister, emek ve sabır ister. O da herkeste olmaz.
Bir kapı oymasını ne kadar sürede tamamlıyorsunuz? Kapı şayet çok eskiyse değerlendiriyor musunuz?
Ortalama 1 haftada tamamlıyorum. 1 ay süren kapılar da oluyor. Motifine göre değişiyor. Mesela üzüm salkımları motifini yapmak zordur. Muntazam olması lazım. Kapılar genelde eski oluyor. Çok eski ve yıpranmışsa değerlendirmek de zorlaşıyor. Evvela kırığı, çatlağı varsa onu düzeltiriz. Antik kapıysa eğer ve düzse antik çağa ait figürler aktarırım. Göbekli kapılara ise Selçuklu ve Osmanlı motifleri yapıyorum.
Kapılara bu şekilleri verirken hangi aletleri kullanıyorsunuz?
Iskarpela kullanırım. Ahşap oymaya yarayan el aletidir. Yarım ay şeklinde ve çok iyi çelikten yapılma bir alettir. Diğeri de tokmak. Bu iki temel aletle bu sanatı icra ediyorum. Boyaları da kendim yapıyorum çeşitli bitkilerden.
Geçmişimize kültürümüze ait temsil motifleri aklınızda nasıl tuttunuz?
Emekli olduğum yıllarda küpler vardı Anadolu’da, bilirsiniz. Her evde, 1-1,5 metre boyunda içine yağ, pekmez gibi gıdalar konulup saklanan küpler. Bu küpleri toplamıştım vaktiyle ve üzerlerine bize ait çini ve Selçuklu motiflerini çizdim. Üzerlerine de vernik atıp kalıcı hâle getirdim.
Bu sanatı yapmak için çizim kabiliyeti olması gerekir mi?
Açıkçası evet. Her işte liyakat, yetenek, emek nasıl önemliyse bu işte de o ana esastır.
Çizim kabiliyetim vardı benim küçüklükten bu yana. Motifleri direkt aktarabilme konusunda iyi oluğumu söyleyebilirim.
ÇALIŞAN HÜRDÜR
Okuyucularımıza bir mesajınız var mı?
Bu el uğraşı ve sanat bana tedavi şekli gibi geliyor. Bu sebeple tavsiye ederim. 80 yaşındayım ve 35 senedir bu şekilde çalışıyorum. Kendi işinizin patronusunuz. Gençler, yaradılışında biraz olsun kabiliyetleri varsa üzerine gittikleri takdirde zamanla başarırlar.
İnsanın kendi işini yapması çok değerli. Hürüm, üretiyorum. Çalışan hürdür. Bir hobiniz olsun, sanat dalıyla uğraşın, üretin.
Kaynakça:
Türk Dili Sözlüğü, M. Nihat Özön, Arkın Kitabevi, İstanbul
Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ferit Devellioğlu, Aydın Kitabevi, Ankara
Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, Ömer Asım Aksoy, İnkılap Kitabevi
Anadolu’da Aleviler ve Tahtacılar, Yusuf Ziya Yörükan, Kültür Bakanlığı Yayınevi
Türk Kültüründe ve Alevi-Bektaşi İnancında Kapı-Eşik Kavramı, Murat Boz, Edeb Erkan 3 (2023), s. 157-171
Orhun Yazıtlarındaki Durum Eklerinin Sentaktik İşlevleri Üzerine, Hulusi Polat, JOTS 3.2 (2019), s.372-408