MAYIS-HAZİRAN 2026 / BİTKİSEL ÜRETİM

Dünya gül yağı üretiminin yarısını Türkiye karşılıyor


Hülya OMRAK    

17.08.2026 


Gül üretiminde dünyanın öncü ülkelerinden olan Türkiye, dünya gül yağı üretiminin yaklaşık yarısını karşılıyor. İklim krizinin etkilerinden ekoturizme, lüks parfümeriden gençlerin tarıma teşvik edilmesine kadar sektörün merak edilenlerini, 3 bin daimî ortağı ile dünyanın en büyük gül yağı üretici kooperatifi olan Gülbirlik’in Genel Müdürü İbrahim Işıdan ile konuştuk.

Gül ürünleri ihracatında Türkiye’nin şu anki küresel pazar payı nedir? 

Türkiye, özellikle Rosa damascena’dan elde edilen gül yağı ve gül konkreti üretiminde dünyanın en önemli iki ülkesinden biri. Küresel ölçekte Türkiye ve Bulgaristan, gül yağı ticaretinin ana üretici ülkeleri olarak öne çıkıyor. Güncel sektör değerlendirmelerinde Türkiye’nin dünya gül yağı üretiminde yaklaşık yüzde 50 oranında paya sahip olduğu ifade ediliyor. Ülkemizde üretilen gül yağının çok büyük bölümü ihraç ediliyor. Parfümeri, kozmetik ve aromaterapi sektörlerine ham madde sağlamak üzere Fransa, İsviçre, İngiltere, ABD, Güney Kore ve Uzak Doğu pazarlarına ihraç ediliyor.

KATMA DEĞERİ EN YÜKSEK ÜRÜNLERDEN BİRİ GÜL YAĞI
Gülden elde edilen yan ürünlerden kısaca bahseder misiniz? Katma değeri en yüksek ürün hangisi ve bu alanda yapılan AR-GE çalışmaları var mı?

Yağlık gülden başlıca gül yağı, gül suyu, gül konkreti ve absolüt elde ediliyor. Bunların yanında kozmetik sektöründe kullanılan tonik, krem, serum, temizleyici, kolonya, parfüm ve aromaterapi ürünleri de gülün katma değerli kullanım alanlarıdır.
Katma değeri en yüksek ürünlerden biri şüphesiz gül yağı. Çünkü gül yağı, çok düşük verimle elde edilen, üretimi emek yoğun ve dünyada sınırlı bölgelerde üretilebilen stratejik bir ham madde. Bunun yanında gül konkreti ve absolüt de özellikle lüks parfümeri sektöründe yüksek değerli ürünler olarak karşımıza çıkıyor.

Gülbirlik ve Rosense tarafında AR-GE çalışmalarımızı yalnızca klasik ürünlerle sınırlı tutmuyoruz. Gül suyunun cilt bakımındaki kullanımını güçlendiren, doğal ve vegan kozmetik trendlerine uygun yeni formülasyonlar üzerinde çalışıyoruz. Hedefimiz gülü sadece geleneksel bir ürün olarak değil; bilimsel temelli, modern kozmetik ham maddesi ve markalı nihai ürün olarak konumlandırmak.

Haber Görseli

DÜNYADA İLGİ, TÜRK GÜL YAĞINA DOĞRU YÖNELİYOR
Türkiye, dünya gül yağı üretiminde lider ülkelerden biri. Son birkaç yılı değerlendirdiğinizde rekolte, kalite ve üretim alanlarının genişliği açısından nasıl bir dönem geçiriyoruz?

Son yıllarda gül tarımı açısından hem fırsatların hem de risklerin arttığı bir dönemden geçiyoruz. Bir tarafta doğal içeriklere, temiz kozmetiğe ve sürdürülebilir ham maddelere ilgi artıyor. Bu durum Türk gül yağına olan ilgiyi destekliyor. Diğer tarafta iklim değişikliği, ani sıcaklık farklılıkları, don riski, kuraklık, işçilik maliyetleri ve üretim girdilerindeki artış sektörümüzü doğrudan etkiliyor.

Rekolte açısından yıllar arasında dalgalanmalar yaşanabiliyor. Yağlık gül, iklim koşullarına çok duyarlı bir bitki. Özellikle hasat dönemindeki sıcaklık, yağış ve sabah nemi kalite üzerinde belirleyici oluyor. Bu nedenle üretimde sürdürülebilirliği sağlamak için üretici eğitimleri, doğru tarım uygulamaları, bahçe bakımı, hasat zamanı ve kalite odaklı alım süreçleri büyük önem taşıyor.

Gülbirlik olarak önceliğimiz, üretim alanlarını sadece nicelik olarak büyütmek değil; verimli, kaliteli, izlenebilir ve sürdürülebilir üretim modeli oluşturmaktır.

Haber Görseli

GÜL SUYU GELENEKSEL ÜRÜNÜN ÖTESİNDE CİLT BAKIMININ TEMEL ÜRÜNÜ KONUMUNDA
Son yıllarda doğal ve organik kozmetiğe olan ilgi arttı. Geleneksel gül suyunun kozmetik ürünü olarak konumlandırılması için yürüttüğünüz özel bir çalışma var mı?

Evet, bu konu bizim için çok önemli. Gül suyu geçmişten bugüne Anadolu kültüründe çok güçlü bir yere sahip. Ancak bugün tüketici artık ürünün yalnızca geleneksel yönüne değil; içeriğine, üretim şekline, sertifikalarına, izlenebilirliğine ve cilt bakımındaki fonksiyonuna da bakıyor. Bu nedenle gül suyunu sadece “geleneksel bir ferahlık ürünü” olarak değil, doğal cilt bakımının temel ürünü olarak konumlandırmaya çalışıyoruz. Rosense markamız altında gül suyunun tonik, temizleyici, nemlendirici destekleyici ve hassas cilt bakımına uygun kullanım alanlarını güçlendiren ürünler geliştiriyoruz.

Ayrıca vegan, doğal içerik, temiz formülasyon ve sürdürülebilir ambalaj konuları da yeni ürün geliştirme süreçlerimizin önemli başlıkları arasında yer alıyor.

GÜL HASADI ISPARTA’NIN KÜLTÜREL MİRASI

Gül hasat dönemi (mayıs-haziran) son yıllarda ciddi bir ekoturizm potansiyeli yaratmaya başladı. Gülün turizmle entegrasyonu üreticiye nasıl bir ek gelir sağlıyor?

Gül hasadı, yalnızca tarımsal bir faaliyet değil, aynı zamanda Isparta’nın kültürel mirasıdır. Mayıs-haziran döneminde gül bahçeleri yerli ve yabancı ziyaretçiler için çok özel bir deneyim sunuyor. Gül toplama etkinlikleri, gül bahçesi ziyaretleri, fotoğraf çekimleri, yerel ürün satışları, kooperatif mağazaları, müze ve fabrika gezileri bu potansiyeli güçlendiriyor.

Bu entegrasyon üreticiye doğrudan ve dolaylı ek gelir sağlayabilir. Üretici, bahçesini turizm deneyimine açarak gelir elde edebilir; yöresel ürün, kahvaltı, hediyelik eşya, gül ürünleri satışı gibi alanlarda aile ekonomisine katkı sağlayabilir. Aynı zamanda bölge esnafı, konaklama tesisleri, restoranlar ve ulaşım sektörü de bu hareketlilikten faydalanır.

Biz Gülbirlik olarak gül turizmini, üreticinin emeğini görünür kılan ve bölgenin marka değerini artıran stratejik bir alan olarak görüyoruz.

Haber Görseli

SEKTÖR, GENÇLERE UMUT VEREN BİR HÂLE DÖNÜŞMELİ
Gül toplamak oldukça zahmetli ve emek yoğun bir süreç. Genç neslin gül tarımına ilgisi ne durumda? Tarımda sürekliliği sağlamak ve gençleri üretime teşvik etmek için neler yapılabilir?

Gül tarımı gerçekten sabır, emek ve disiplin isteyen bir üretim modelidir. Hasat sabah çok erken saatlerde başlar, işçilik yoğundur ve ürünün kalitesi doğrudan hasat zamanına bağlıdır. Bu nedenle genç neslin tarıma ilgisini artırmak sektörün geleceği açısından kritik önemdedir.
Gençlerin tarımda kalması için öncelikle bu işi ekonomik olarak sürdürülebilir hâle getirmemiz gerekiyor. Üreticinin emeğinin karşılığını alması, alım garantisi, teknik destek, eğitim, modern tarım uygulamaları, dijital takip sistemleri ve kooperatifçilik bilincinin güçlendirilmesi çok önemlidir.

Gençler tarımı yalnızca geleneksel bir uğraş olarak değil; teknoloji, markalaşma, ihracat, ekoturizm ve kozmetik sanayi ile entegre bir değer zinciri olarak gördüklerinde ilgileri artacaktır. Gülbirlik olarak bizim görevimiz de bu zinciri güçlendirmek ve genç üreticilere umut veren bir yapı oluşturmaktır.

gülyağı gülhasadı gülihracatı GÜLBİRLİK gülüretimi