OCAK-ŞUBAT 2026 / KAPAK KONUSU
Geleneksel topraklarda yenilikçi yöntemler
Murat ÖZKAN
İbrahim BAĞCI
Akademik birikimini aile topraklarında filizlendiren Cavit Çağlar Çankaya, Manisa’da organik tarım ve teknolojiyle 5. kuşak temsilci olarak bir dönüşüme imza atıyor. Tarım ve Orman Gençlik Konseyi Manisa temsilcisi olarak gençlere ilham veren Çankaya ile sürdürülebilir üretimden markalaşmaya uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik.
Manisa’da zeytinden organik üzüme kadar geniş bir yelpazede üretim yapıyorsunuz. Hem alaylı hem de mekteplisiniz. Bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben Cavit Çağlar Çankaya 1991 Manisa doğumluyum, ortaokul ve lise eğitimimi Manisa’da tamamladıktan sonra lisans eğitimimi Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümünde tamamladım. Ardından İspanya’nın Zaragoza kentindeki Uluslararası Akdeniz Tarım Enstitüsü (CIHEAM) Tarımsal Pazarlama Yüksek Lisans Programını bitirdim, bir süre İspanya’da özel bir şirkette çalıştıktan sonra Ege Üniversitesi Bahçe Bitkilerinde 2. Yüksek Lisansımı tamamladım. Bu süre zarfında tarım sektörünün farklı dallarında akademik çalışmalar gerçekleştirdim. 2015 yılında resmî olarak Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) dâhil olarak çiftçiliğe başladım ve ailemin 5. nesil temsilcisi olarak bayrağı devraldım. Mevcuttaki üretim modelimizi değiştirerek üretimimizin tamamına yakınını organik tarıma çevirdik. Bununla beraber tüm sertifika ve denetim süreçlerini yöneterek girdilerimizi azaltarak çevreye duyarlı bir tarımsal üretime geçiş yaptık. Üzüm, zeytin, Trabzon hurması, mısır, arpa, buğday ve fiğ olmak üzere üretimimizi bütün bir yıla yaydık.
SÖZLEŞMELİ TARIM MODELİYLE ÜRÜNLERİMİ PAZAR SIKINTISI YAŞAMADAN ÜRETİR HÂLE GELDİM
Sizi, geleneksel yöntemlerin yaygın olduğu bir alanda organik tarıma ve modern teknolojiye yönlendiren motivasyon ne oldu?
Sahip olduğumuz topraklarda gelecek nesillerin de en az bizler kadar üretimden kazanç sağlayabilmeleri bizlerin o toprağı onlara nasıl bıraktığımızla alakalı. Dolayısıyla sürdürülebilir bir üretim şekli olan organik tarım hem bu anlamda hem de katma değerli ürün alma anlamında bizler için doğru bir model olarak öne çıktı. Tarımsal girdi kontrolünü en iyi şekilde yaparak maliyetleri azaltmak bu modelin bir diğer artısıydı. Ayrıca tek yıllık ürünlerde sözleşmeli tarım modeliyle organik ürünlerimi pazar sıkıntısı yaşamadan üretir hâle geldim.
Yeni teknolojilerin tarımda kullanılması noktasında neler yapıyorsunuz? Bu teknolojileri uygulamanın somut size ne gibi faydaları oldu?
Üretime başladığım ilk yıllarda özellikle devletin verdiği desteklerle sulama altyapı yatırımlarına ağırlık verdik ve tüm bahçelerimizi toprak altı basınçlı sulama sistemleriyle sulanır hâle getirdik, bu da bize doğru zamanda yeterli su ile sulama imkânı sağladı. Ayrıca organik tarımdaki zorluklardan biri olan yabancı ot mücadelemizi en aza indirdi. Bunun yanında üzüm kurutmadan zeytin hasadına, ilaçlama makinesinden otomasyon sistemlere kadar birçok alanda son teknolojileri kullanmaya başladık ve insan gücüne dayalı rutin iş yükünü teknolojiyle hafiflettik, bu da maliyetlerimize olumlu olarak yansıdı.
Tarım ve Orman Gençlik Konseyi üyesi olarak Manisa’yı temsil ediyorsunuz. Sahadan edindiğiniz izlenimlerle, Konsey çatısı altında çözümü için en çok odaklandığınız veya gündeme getirdiğiniz konular neler oluyor?
Konseyimiz 2023 yılında kuruldu. 2025 yılı başından beri faaliyetlerimize Tarım ve Orman Bakanlığı Eğitim Yayın Dairesi Başkanlığının koordinasyonuyla devam ediyoruz. Bu süre zarfında bilinirliğimiz ve görünürlüğümüz arttı.
Konseyde iki yönlü olarak faaliyet gösteriyorum; sahada karşılaştığımız sorunları bire bir muhatabına ve karar vericilere iletiyoruz. Öte yandan Bakanlığın yaptığı faaliyetlerin üreticilere daha iyi aktarılmasında rol alıyoruz. Özellikle dezenformasyon noktasında üreticilere konunun aslında nasıl olduğunu kendi şahitliğimizde aktarabiliyoruz.
Konseyde faaliyet gösterdiğim süre zarfında tarıma olan bakış açısının değişmesi ve çiftçiliğin toplumda daha saygın bir konumda yer alması, bu sayede daha çok gencin tarımsal faaliyetlerde yer alması esas amacımız diyebilirim.
Türkiye tarımının uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artırması için markalaşma ve sertifikasyon süreçleri ne kadar kritik? Sizin de bu yolda attığınız önemli adımlar neler?
Bilindiği gibi artık uluslararası gıda standartları ülkeler arası gıda ticaretinde çok önemli bir rol oynuyor. Üretim sürecinin izlenebilir ve sertifikalandırılabilir olması ürüne değer katıyor. Özellikle benim çiftçiliğe başladığım süreçle beraber işletmemizde kademeli olarak önce çekirdeksiz kuru üzüm, zeytin, Trabzon hurmasında bireysel sertifika aldım. Silajlık mısır, arpa, fiğ üretiminde ise grup organik projesinde sözleşmeli üretim modeliyle ürünlerimize katma değer sağlandı. Sahip olduğumuz organik tarım sertifikamızla AB (Avrupa Birliği), NOP (Amerika Birleşik Devletleri) ve TR (Türkiye) organik tarım standartlarında üretim yaparak kendi üretim standardımızı yükselterek; uluslararası pazarda kabul gören, yüksek standartlı ürünler elde ediyoruz. Sonuç olarak sürdürülebilir ve çevreye duyarlı bir tarım yapmış oluyoruz.
Devletin sunduğu genç çiftçi destekleri ve hibeler sizin için bu süreçte ne kadar kritik bir rol oynadı?
Bilindiği gibi genç ve kadın çiftçilere tarımsal destek ve hibelerde pozitif ayrımcılık yapılıyor. Bu da demek oluyor ki bu işe yatırım yapacak veya devam ettirecek genç kişiler bu anlamda yola bir adım önden başlıyor. Tarımsal kredilerdeki faiz indirimleri özellikle yatırım süreçlerinde bizlere çokça fayda sağlıyor. Bunun yanında tarım sigortasında yine genç üretici olarak daha düşük prim ödüyoruz. Tüm bunlar benim için birer itici güç oldu diyebilirim.
Genç bir çiftçi, girişimci ve aynı zamanda Konsey üyesi olarak tarım sektörüne yönelmek isteyen gençlere önerileriniz ne olur?
Tarım artık sadece üretim değil; planlama, pazarlama, markalaşma ve finans yönetimi gerektiren bir iş kolu. Sadece “ne üreteceğim” sorusuna değil; bu ürünü kime, nasıl ve hangi katma değerle sunacağım kısmına da odaklanılması gerekiyor.