OCAK-ŞUBAT 2026 / RÖPORTAJ

Gıda güvenliği ve geleceğin tarımı için ziraat mühendisliği


Murat ÖZKAN     İbrahim BAĞCI 

06.04.2026 


Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliğinin (TZYMB) Başkanı Mehmet Ali Ünal ile tarımsal öğretimin 180. yılında sektörü ve mesleği konuştuk. Akıllı tarım teknolojilerinden yeni mezunların istihdamına kadar geniş bir yelpazede değerlendirmelerde bulunan Önal, toprağı işlemenin sadece teknik bir iş değil bir “vatan ve millet sevgisi” olduğunun altını çiziyor.

Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği, Türkiye’nin en köklü meslek kuruluşlarından biri. Bugüne kadar birliğinizin üstlendiği kritik rollerden ve şu an yürüttüğünüz temel çalışmalardan bahseder misiniz?
 
Birliğimiz 1939 yılında kurulmuş olup Türkiye’nin en eski meslek kuruluşudur. Kuruluş felsefemizin temelinde; tarımsal konularda fikir ve mesleki projeler üretmek, tarımın gelişmesine katkı sunmak ve meslek mensuplarımızın gelişimini desteklemek yer alıyor.
 
1962 yılında alınan kararla “Kamu Yararına Çalışan Dernek” statüsü kazanan Birliğimiz, bugün faaliyetlerini büyük bir gönüllülük esasıyla yürütmektedir. Şanlıurfa’dan İzmir’e, İstanbul’dan Antalya’ya kadar 7 farklı ildeki şubelerimiz ve yaklaşık 5 bin kayıtlı üyemizle geniş bir aileye sahibiz. Üyelerimizin büyük çoğunluğu kamu ve özel sektörde uzmanlaşmış personelden oluşuyor. Üyelerimize teknik alanda yardımcı olmakla kalmıyor Türk halk ve Türk sanat müziği korolarımız gibi kültürel faaliyetlerle camiamızın sosyal bağlarını güçlendiriyoruz. Özellikle son dönemde mesleğe adım atmaya hazırlanan öğrenci arkadaşlarımıza ve yeni mezun gençlerimize yönelik çalışmalara ağırlık vererek onlara mesleki bir rehberlik sunmayı öncelikli görevimiz sayıyoruz.

Haber Görseli

Tarımsal öğretimin 180. yılında, ziraat mühendisliğinin bugünkü konumunu ve eğitim kalitesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Bu yıl tarımsal öğretimin 180. yılını kutlamanın gururunu yaşıyoruz. Ancak bu özel günlerde sadece kutlama yapmak yetmez, mesleğimizin geleceğini anlamak için eğitim sistemimize de yakından bakmak gerekir. Bugün 40’ın üzerinde ziraat fakültemiz var ve her yıl 5 ila 6 bin arasında mezun veriyoruz. Fakülte sayısındaki bu hızlı artış, maalesef nitelikte bir düşüşü de beraberinde getiriyor. Bu durum, mezunlarımızın istihdamında ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Oysa bizim temel amacımız, sektörün ihtiyaç duyduğu donanıma sahip nitelikli ziraat mühendislerini yetiştirip ekonomiye kazandırmak olmalı.
 
Ziraat mühendisi, tarladan sofraya kadar tüm üretim ve tüketim zincirinin merkezinde. Bu meslekte sadece teorik eğitim yeterli değil uygulamanın da hayati bir önemi var. Biz, uygulamalı eğitimin mühendislik kimliğinin ayrılmaz bir parçası olduğuna inanıyoruz. Bu vizyonla, özellikle kırsal kökenli gençlerimize öncelik verilmesi gerektiğini savunuyoruz. Çünkü bu gençlerimiz, tarımı bir yaşam biçimi olarak görüyor ve şehirlere kıyasla sektörü geliştirme konusunda çok daha farklı bir motivasyona sahipler.
 
Birlik olarak genç meslektaşlarımızı geleceğe hazırlamak adına onlarla sık sık bir araya geliyor ve kariyer planlamalarına rehberlik ediyoruz. Ayrıca mezunlarımıza topraksız tarım ve projelendirme gibi modern alanlarda çeşitli eğitim olanakları sunarak onların dinamik tarım yapısına uyum sağlamalarını destekliyoruz.

Haber Görseli

Türk ziraat mühendisleri “Tarım 4.0” ve akıllı tarım teknolojileri gibi tarımda yaşanan teknolojik dönüşümün neresinde? Birliğiniz, üyelerini geleceğin bu dijital tarım dünyasına hazırlamak için ne gibi adımlar atıyor?
 
Dünya ile tarım konusunda rekabet edebilmemiz için teknolojik gelişmeleri çok iyi kullanmamız şart. Ancak bunun için öncelikle bazı altyapı çalışmalarını hızla tamamlamalıyız. Önemli bir adım olarak planlı üretim modeline geçtik, fakat asıl geliştirmemiz gereken nokta tarım işletmesi mantığı. Sermayesi, ekipmanı ve yeterli arazisi olan, gerçek anlamda işletmeci kimliği taşıyan girişimciler yetiştirmeliyiz.
 
Dünyada artık Tarım 5.0’ın konuşulduğu bir dönemdeyiz. Ülkemizin arazi yapısı ve işletmelerin küçük, parçalı olması dijital dönüşümün önündeki en büyük engellerden biri. Uzmanlar; yapay zekâ ve akıllı tarım teknolojilerinin verimli kullanılabilmesi için parsel büyüklüğünün 200-300 dekarın üzerinde olması gerektiğini belirtiyor. Bu noktada yeni hukuki düzenlemelere ihtiyaç var; mülkiyet sahipliği korunsa bile kullanım hakkının değişmesi ve arazilerin bütünleşmesi gerekiyor. Ayrıca Türkiye’deki tarım havzalarını bilimsel bir bakışla yeniden gözden geçirmeliyiz. İklim ve ekolojiye göre belirlenen doğal havzalar, diğer verilerle birleştiğinde 30-40 ana havzaya kadar düşüyor. Eğer üretim planlamasını bu havza yapısı üzerine inşa edersek başarıya ulaşırız. Örneğin Konya Havzası ile Göller Bölgesi’nin ihtiyaçları ve ürün çeşitliliği birbirinden tamamen farklıdır. Sadece stratejik ürünlerde değil meyve ve sebze üretiminde de bilimsel havza modelini esas almalıyız.
 
TARIM İŞLETMESİ MANTIĞINA GEÇERSEK 150 BİN MÜHENDİS İSTİHDAM EDEBİLİRİZ 
Yeni mezun ziraat mühendislerinin istihdamı konusunda yaşanan zorluklar malum. Genç meslektaşlarınızın sektöre adaptasyonu ve iş imkânlarının artırılması noktasında çözüm önerileriniz nelerdir?
 
Ülkemizin bu konuda geçmişten gelen güçlü bir tecrübesi var. Eskiden fakülteyi bitiren arkadaşlarımız TİGEM veya Araştırma Enstitüleri gibi kurumlarda bir-iki yıl süren hizmet öncesi eğitime tabi tutulur, ardından asıl görev yerlerine gönderilirlerdi. Bugün de benzer modelleri hayata geçirmeliyiz. Örneğin Ziraat Bankası, personeline işletmelerde uygulamalı eğitimler vererek bu açığı kapatıyor.
 
Günümüzde mezun sayımız çok fazla ve kamu istihdamı artık sınırlı kalıyor. Bu nedenle genç mühendislerimizi özel sektörün ihtiyaçlarına göre hazırlamalıyız. Tecrübesi olmayan arkadaşlarımız maalesef sektörde tercih edilmekte zorlanıyor. Ziraat fakültelerinin son yılının tamamen sektörde uygulamalı stajla geçirilmesi fikri mutlaka ele alınmalı. Eğitim uzmanlarının önerileriyle; öğrenci seçiminden başlayarak kariyer ve girişimcilik süreçlerini kapsayan bütüncül bir yapı kurulmalı. Aslında Türkiye’nin potansiyeli çok yüksek. Yaptığımız hesaplamalara göre ülkemiz tam anlamıyla tarım işletmesi mantığına geçerse tarım potansiyelimiz 150 bin ziraat mühendisini barındırabilecek kapasitededir. Şu an 130-140 bin civarında olan mezun sayımız aslında bu potansiyelin altındadır. Ancak kapasite tam kullanılmadığı için mühendislerimiz işsizlik yaşamakta veya kendi meslekleri dışında çalışmak zorunda kalmaktadırlar. 
 
Ziraat mühendislerinin karşılaştıkları idari/teknik sorunlar hakkında birliğinizin yürüttüğü lobi faaliyetleri veya güncel talepleri nelerdir?
 
Genel anlamda kamu perspektifinden bakacak olursak teknik elemanlar için geçmişe kıyasla ciddi bir hak kaybı söz konusu. Eski dönemlerde mühendisler, özlük hakları ve maaşlar konusunda diğer meslek gruplarının oldukça önündeydi.
 
Ancak günümüzde hâkimlik ve doktorluk gibi pek çok meslek grubunun ücretlerinde iyileştirmeler yapılırken mühendislik kadrolarında çalışanların maaşlarında ne yazık ki bir gerileme yaşandı.
 
Kamuda bir diğer kritik mesele ise liyakat, uzmanlık ve ehliyet kriterleridir. Mesleğimizde iyi yetişmiş, donanımlı insanların hiçbir ayrım gözetilmeksizin, objektif kriterlerle kamu görevlerine getirilmesi elzemdir.
 
Özel sektördeki durum ise daha da düşündürücü. Genel olarak ücretler çok düşük seviyelerde seyrediyor. Hatta üzülerek belirtmeliyim ki asgari ücretle çalıştırılan mühendis meslektaşlarımız dahi bulunuyor. Birliğimiz, bu adaletsizliklerin giderilmesi ve ziraat mühendisliğinin hak ettiği itibarı hem kamuda hem özel sektörde yeniden kazanması için çalışmalarını sürdürmektedir. 

Fotoğraf Galerisi

ZİRAAT MÜHENDİSİ BİLGİSİYLE İŞLETMELERİN DAYANIKLILIĞINI ARTIRIR 
Sizce Türkiye, küresel iklim değişikliği ve gıda arzı güvenliği gibi konularla ilgili ziraat mühendislerinin bilgi birikiminden yeterince faydalanıyor mu?
 
İklim değişikliği artık kapımızda değil bizzat hayatımızın içinde. Son yıllarda bunun yarattığı tahribatı çok daha sık görüyoruz. Yapılan bilimsel araştırmalar durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. Ülkemizdeki 56 meteorolojik gözlem istasyonunun son 30 yıllık yağış ortalamaları ile son 10 yıllık mevsim sapmaları incelendiğinde, özellikle güney bölgelerimizde yağışlarda yüzde 60’a yakın azalma ve mevsimsel kaymalar belirlendi. Kuzeye doğru gidildikçe bu azalma biraz daha azalsa da bilimsel olarak bu süreci artık iliklerimize kadar yaşıyoruz.
 
Bu gerçekle yüzleşmek ve süratle harekete geçmek zorundayız. Mevcut su kaynaklarımızı dikkate alarak havza bazında güncel su durumlarını hızla gözden geçirmeliyiz. İşte tam bu noktada ziraat mühendislerine hayati bir görev düşüyor. Mühendislerimiz aldıkları eğitim sayesinde, tarımsal işletmelerin teknik ve meteorolojik veriler ışığında hata yapmadan yönetilmesini sağlayacak donanıma sahiptir. Gıda arzı güvenliğini sağlamak için ziraat mühendislerinin hem karar verici mercilerde hem de işletme bünyelerinde daha aktif rol alması gerekiyor. Mühendisin bilgi birikimi, işletmelerin bu iklimsel değişikliklere karşı dayanıklılığını ve sürdürülebilirliğini artıracak en temel güçtür. Bu konuda mühendislerimize çok önemli sorumluluklar düşüyor.
 
TARIM SADECE TEKNİK BİR İŞ DEĞİL KUTSAL BİR GÖREVDİR 
Önümüzdeki süreçte Türk tarımını ve ziraat mühendisliğini nerede görüyorsunuz? Son olarak 10 Ocak vesilesiyle meslektaşlarınıza ve tarım sektöründeki paydaşlara vermek istediğiniz mesaj nedir?
 
Tarım, insanlık için vazgeçilmez bir unsurdur. Bugün jeopolitik önemini her geçen gün daha net anladığımız tarım, aslında en az millî savunma kadar stratejik bir meseledir. Dünyanın geleceği su ve gıda rekabetine gebeyken bizlerin de geleceğimizi tarımı merkeze alarak planlamamız gerekiyor. Bu süreçte meslektaşlarımıza düşen görev hayatidir. Meslektaşlarımızın kendilerini en iyi şekilde yetiştirmesi, sorumluluk bilinciyle hareket etmesi ve hepsinden önemlisi toprağını, vatanını ve milletini sevmesi gerekir. Ben bu mesleği sadece teknik bir iş değil adeta kutsal bir görev olarak görüyorum. Ziraat mühendisi, canlıyla ve toprakla iç içe olduğu için yaratılışın sırrına ortak olur; bu da bizlere güçlü bir ruh, maneviyat ve iddia verir. Mühendislerimiz bu bilinçle yetiştiği ve mesleklerine bu değerler üzerinden sarıldığı takdirde, Türk tarımının çok daha başarılı bir noktaya geleceğine yürekten inanıyorum. Tüm meslektaşlarımın 10 Ocak Ziraat Mühendisleri Günü’nü kutluyorum.

ziraat mühendisliği