OCAK-ŞUBAT 2026 / KAPAK KONUSU

Sürdürülebilir tarım için elimizdeki en güçlü araç dijital tarım


Müge ÇEVİK    

06.04.2026 


Yüzyıllar boyu süren geleneksel tarım uygulamalarının ardından traktör ve biçerdöver gibi tarım makineleriyle büyük bir atılım yapan tarım, artık bambaşka bir aşamaya ulaştı. Yapay zekânın yönetiminde tarla üstlerinde uçan dronlar, bitkilerin ve hayvanların tüm ihtiyaç ve hastalıklarını önceden tespit eden dijital tarım uygulamaları çiftçinin işini kolaylaştırmakla kalmıyor; sürdürülebilir tarım ve çevrenin korunması konusunda da önemli bir rol üstleniyor. Biz de tarımda ileri teknoloji kullanımı ile ilgili ülkemizde yaşanan dönüşümü ve dijital tarım potansiyelinin hayata geçirilmesi ile sağlanacak faydaları Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makineleri ve Teknolojileri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Metin Özgüven ile mercek altına aldık.

Öncelikle tarımda ileri teknoloji kullanımında gelinen nokta hakkında bilgi verir misiniz? Ülkemizde hangi tarımsal uygulamalarda hangi ileri teknoloji ürünleri kullanılıyor? Hem bitkisel hem de hayvansal üretimde kullanım alanlarını anlatır mısınız?
 
Tarımda ileri teknoloji kullanımı, iklim değişikliği ve artan maliyetler karşısında artık zorunlu bir dönüşüm noktasına ulaşmış durumda. Günümüzde dijital tarım; yapay zekâdan nesnelerin internetine (IoT), otonom robotlardan dron sistemlerine ve akıllı sulama yöntemlerine kadar geniş bir yelpazede yenilikçi çözümler sunuyor. Bu teknolojiler, üretim süreçlerini yeniden şekillendirerek işlemlerin “doğru zamanda ve doğru miktarda” yapılmasını mümkün kılıyor. Böylece tarımsal faaliyetler daha etkin, verimli ve kaliteli yürütülürken iş gücü, zaman ve girdi maliyetlerinde de önemli oranlarda tasarruf sağlanıyor.
 
Ülkemizde çiftçilerimiz tarafından en yaygın kullanılan dijital uygulamaların başında; sulama otomasyonları, sera ve hayvancılık işletmelerindeki iklimlendirme sistemleri, otomatik yemleme çözümleri ve otomatik dümenleme sistemleri geliyor. Çiftçiler yalnızca fiziksel güçle değil dijital ekosistemler üzerinden tüm süreci yönetiyorlar. Özellikle dron teknolojisi ilaçlamada ve bitki sağlığı izlemede yeni bir dönem başlatırken uydu verileri destekli hassas tarım teknikleri sayesinde gübre ve su ihtiyacı metrekare bazında belirlenebiliyor. Bu hassas yaklaşımlar, tarımsal girdilerin sadece ihtiyaç duyulan noktada kullanılmasını sağlayarak kimyasal kullanımını ve maliyetleri en aza indiriyor. Ayrıca son yıllarda akıllı sera sistemleri ve dikey tarım seraları da kuruluyor ve kontrollü üretim ortamlarında dijital teknolojilerin kullanımı giderek yaygınlaşıyor. 
 
HAYVANSAL ÜRETİMDE “HASSAS” DÖNEM
 
Hayvansal üretimde ise “Hassas Hayvansal Üretim” yaklaşımıyla her bir hayvan RFID etiketler aracılığıyla bireysel olarak 7/24 takip ediliyor. Süt sağım robotları ve otonom yemleme sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte iş gücü bağımlılığı azalıyor, hayvan refahı ve ürün kalitesi en üst seviyeye taşınıyor. Ayrıca, hayvanların hareketliliği akıllı boyun tasmaları ve pedometrelerle izlenirken yutulabilir ruminal boluslar sayesinde işkembedeki asit-baz (pH) dengesi ve vücut ısısı anlık olarak takip edilebiliyor. Bu sistemler, hayvanın günlük rutinindeki en ufak değişimleri bile fark ederek hastalık belirtileri gözle görülür hâle gelmeden önce yetiştiriciyi uyarıyor. Bu sayede, sorunlar henüz başlangıç aşamasındayken önlem alma şansı doğuyor ve sürü sağlığı güvenli bir şekilde korunuyor.

Haber Görseli

Ülkemizde yapay zekâ, yazılım sistemleri gibi ileri teknoloji ürünlerini tarımda en çok hangi alanlarda kullanma potansiyeli var?
 
Ülkemizde yapay zekâ ve ileri yazılım sistemlerinin tarımdaki en yüksek potansiyeli, “erken teşhis” ve “otonom yönetim” alanlarında yoğunlaşıyor. Özellikle bitki hastalık ve zararlılarının görüntü tabanlı makine öğrenmesi yöntemleriyle tespit edilmesi bu alanın en hızlı gelişen uygulaması. Yapay zekânın sunduğu bu bilişsel yetenekler tarım makinelerine entegre edildiğinde, yabancı ot kontrolünden meyve hasadına kadar her aşamada insan müdahalesini minimize eden “otonom tarım robotları” karşımıza çıkıyor. Hayvancılıkta ise bu potansiyel, erken teşhis ve hayvan refahı analizinde devrim yaratıyor. Örneğin, akustik izleme sistemleriyle kümeslerdeki öksürük seslerinden hastalık tespiti yapılabildiği gibi, görüntü işleme teknolojileri sayesinde hayvanların yürüyüş bozuklukları (topallık) ve vücut kondisyon skorları insan müdahalesi olmadan belirlenebiliyor. Ayrıca termal görüntüleme sistemleri ile hayvanların vücut ısısı sürekli ölçülerek, ısı stresi veya yüksek ateşle seyreden hastalıklar anlık olarak takip edilebiliyor. Ayrıca, büyük veri analizine dayalı karar destek sistemleri sayesinde rekolte tahmini ve işletme planlaması gibi süreçler tamamen güvenilir verilerle yürütülüyor. 5G ve IoT tabanlı altyapılar, sensörler ve ekipmanlar arasında kesintisiz bir veri trafiği başlatarak üretim süreçlerinin uzaktan anlık analizine imkân tanınıyor.
 
OPTİK SENSÖRLER KİMYASAL KULLANIMINI YÜZDE 90 AZALTIYOR
 
Üretim planlaması, hasat zamanı, rekolte tahmini, tohum, ilaç ve gübre miktarının belirlenmesi gibi konulardaki akıllı tarım, ziha, yapay zekâ, otonom sistemler gibi teknolojilerin kullanımının maliyetleri düşürmede etkisi nedir?
İleri teknolojiler, tarımsal uygulamaların “doğru yerde ve doğru miktarda” yapılmasını sağlayarak işletme maliyetlerini önemli oranda düşürüyor. Maliyetlerdeki bu iyileşme, büyük oranda değişken oranlı uygulama teknolojilerinin girdi israfını engellemesinden kaynaklanıyor. Örneğin, optik sensörler yardımıyla sadece yabancı otu tespit edip hedef odaklı çalışan seçici ilaçlama sistemleri, kimyasal kullanımını yüzde 90’a varan oranlarda azaltarak hem çevreyi koruyor hem de girdi maliyetlerini ciddi ölçüde azaltıyor. 

Haber Görseli

Hayvancılıkta ise rasyon optimizasyonlarıyla yem maliyetleri düşürülürken takip teknolojileri sayesinde işletme kârlılığında yaklaşık yüzde 10’luk bir artış sağlanabiliyor. Pedometre tabanlı kızgınlık tespit sistemleri, kaçırılan döngülerin maliyetini ortadan kaldırarak döl verimini maksimize ediyor. Ayrıca hastalıkların erken teşhisi, toplu antibiyotik kullanımını minimuma indiriyor ve hayvan kayıplarından kaynaklı büyük ekonomik risklerin önüne geçiyor. Böylece tarımda ileri teknoloji kullanımı, emek yoğun işleri üstlenerek hem zamandan hem de iş gücü maliyetinden büyük tasarruf sağlıyor.
 
İleri teknoloji destekli uygulamalara çiftçilerin, üreticilerin bakış açısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
Çiftçilerin bu teknolojilere bakış açısı genellikle ekonomik imkânlar, işletme ölçeği ve teknik altyapı çevresinde şekilleniyor. Özellikle hayvancılık tarafında, büyük sürülerde her bir hayvanın bireysel takibi manuel yöntemlerle imkânsız hâle geldiği için üreticiler, bu sistemlerin sağladığı iş kolaylığı ve verim artışı gibi faydaları çok daha net bir şekilde görebiliyor. Günümüzde bu teknolojilerin yaygınlaşması önündeki en büyük zorluklardan biri, Türkiye’de çiftçi yaş ortalamasının 58 olması ve buna bağlı gelişen dijital okuryazarlık eksikliği. Ancak yüksek yatırım maliyetlerine rağmen üreticiler, bu teknolojilerin sadece “modern bir vizyon” değil ekonomik krizlere ve artan maliyetlere karşı bir ayakta kalma aracı olduğunu anladıkça adaptasyon süreci hızlanıyor. 
 
Tüm bu kısıtlara rağmen teknolojinin maliyetleri ulaşılabilir seviyeye indikçe, dijitalleşme tarımsal üretimin ayrılmaz bir parçası hâline gelecektir.

Haber Görseli

SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM İÇİN EN GÜÇLÜ ARAÇ DİJİTAL TARIM 
Dijital tarım uygulamaları, karbon ayak izini azaltma ve sürdürülebilirlik konusunda nasıl bir rol oynuyor?
 
Dijital tarım, sürdürülebilir tarım hedeflerine ulaşmada bugün elimizdeki en güçlü araç konumunda. Girdi etkinliğinin en üst seviyeye çıkarılması, tarımsal faaliyetlerin çevre üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indiriyor. Özellikle hassas tarım teknolojileri sayesinde aşırı gübreleme ve ilaçlamanın önüne geçilerek toprak ve su kaynaklarının kirlenmesi engelleniyor. Ayrıca bu hassas uygulamalar, doğal kaynakların korunması noktasında da belirleyici bir rol oynuyor. Hassas sulama sistemleri su kayıplarını minimize ederken hassas hayvansal üretim uygulamaları çevreye salınan azot miktarını yaklaşık yüzde 40 oranında azaltabiliyor. Gübre yönetim sistemleri, ahır atıklarının verimli depolanmasını ve toprak kirliliğinin önlenmesini sağlayarak tarımsal faaliyetlerin karbon ayak izini doğrudan azaltıyor. Tüm bu süreçlerin sonunda iklim odaklı hassas tarım stratejileri hem iklim değişikliğine uyum sağlamayı hem de karbon ayak izini kalıcı olarak azaltmayı mümkün kılıyor.
 
DİJİTALLEŞME İLE GENÇLER TARIMSAL DÖNÜŞÜMÜN LİDERİ OLABİLİR
Tarımda dijitalleşme gençleri tarım sektörüne çekmek için bir motivasyon kaynağı olabilir mi?
 
Kesinlikle olabilir. Dijital tarım, gençlerin sektöre yeniden dönmesi ve üretimde aktif rol alması için önemli bir motivasyon kaynağı oluşturabilir. Tarımın geleneksel, ağır ve fiziksel güç gerektiren imajı; teknoloji sayesinde modern bir mühendislik ve veri yönetimi disiplinine dönüşmekte. Bu değişim, sektörü genç nesiller için sadece bir geçim kaynağı değil aynı zamanda yüksek prestijli bir teknoloji alanı hâline getirebilir. Gelecek nesil çiftçilerin, bu sistemleri yöneten dijital okuryazarlığı yüksek bireylerden oluşması, tarım 5.0 döneminin başarısı için en kritik gerekliliktir. Dolayısıyla dijitalleşme gençleri sadece tarlaya geri çağırmakla kalmayıp onları tarımsal dönüşümün liderleri olarak konumlandırabilir.
 
YENİ TEKNOLOJİLERİN YERLİ VE MİLLÎ OLMASI ÇOK ÖNEMLİ
 
Dijital tarım teknolojilerinin ülkemizde gerçek bir dönüşüm yaratabilmesi için iki temel konunun stratejik bir öncelik olarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum.
 
İlk olarak, bu teknolojilerin yerli ve millî imkânlarla üretilmesi hayati önem taşımaktadır. Uluslararası raporlar, küresel tarımsal otonom araç pazarının önümüzdeki on yıl içinde yaklaşık dört kat büyüyerek 24 milyar dolarlık bir hacme ulaşacağını öngörüyor. Ülkemizde bu teknolojilerin geliştirilmesi amacıyla çeşitli ticari ve akademik çalışmalar bulunmakla birlikte, dünyadaki bu hızlı gelişmelere ayak uydurmak, dışa bağımlılığı ortadan kaldırmak ve küresel rakiplerle rekabet edebilmek adına destek kapsamlarının genişletilmesi zorunlu. Bu noktada ASELSAN gibi bu alana odaklanmış güçlü bir ulusal yapılanmanın kurulması, tam bağımsızlık yolunda en kritik adımdır. Ayrıca, geliştirilen bu teknolojilerin çiftçilerimiz tarafından kullanılabilmesini sağlamak amacıyla profesyonel müteahhitlik organizasyonları gibi yeni iş modelleri de hayata geçirilmelidir.
 
İkinci olarak bu dönüşümün tabana yayılması için dijital teknolojileri üretim süreçlerine entegre eden çiftçilere özel stratejik kamu destekleri devreye alınmalıdır. Başlangıç maliyetlerini aşmak için dijital tarım sistemlerini kullanmak isteyen üreticilere en az yüzde 50 hibe desteği sağlanmalı, geri kalan kısım ise sıfır faizli kredilerle desteklenmelidir. Bununla birlikte, teknolojiyi aktif kullanan üreticilere yönelik devlet alım garantileri ve hasat öncesi faizsiz avans mekanizmaları, çiftçinin nakit akışını yönetmesine ve dijital servis giderlerini karşılamasına kritik bir katkı sunacaktır. Sonuç olarak dijital tarımın teknik imkânları ile bu teknolojiyi benimseyen çiftçilere yönelik stratejik finansal teşviklerin bütünleşmesi, Türkiye’yi iklim krizine karşı teknolojik ve ekonomik açıdan dirençli bir küresel aktör hâline getirecektir.
 
ÖZEL SEKTÖR, KAMU VE AKADEMİNİN SİNERJİK İŞ BİRLİĞİ ŞART 
 
Sonuç olarak tarım sektörü bugün hem küresel gıda güvenliğini sağlama hem de iklim değişikliğinin etkilerini hafifletme konusunda stratejik bir kavşaktadır. Bu süreçte dijital teknolojiler sadece bir yardımcı değil temel bir çözüm merkezidir. Özellikle RGB, hiperspektral, termal ve LİDAR gibi ileri görüntüleme teknolojileri, tarımsal üretimin “gören gözü” hâline gelmiş durumda. Bu teknolojilerin yapay zekâ ve IoT ile entegrasyonu, bitki sağlığından toprak özelliklerine kadar her detayın veriye dayalı yönetilmesini sağlayarak kaynak tüketimini azaltıyor ve gıda kalitesini en üst seviyeye çıkarıyor.
 
Türkiye için bu dönüşüm, özellikle genç nüfusun tarım sektörüne entegrasyonu açısından eşsiz bir fırsat penceresi sunuyor. Teknolojiyi bir yaşam biçimi olarak benimseyen yeni nesil çiftçiler, bu karmaşık görüntüleme ve yazılım sistemlerini en etkin şekilde kullanacak potansiyele sahip. Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi için özel sektör, kamu ve akademinin “sinerjik bir iş birliği” içinde hareket etmesi şarttır. Dijitalleşme yalnızca ekonomik bir kazanç değil gıda güvenliği ve iklim değişikliği ile mücadelede en önemli itici gücümüz olacaktır. Bu vizyonla hareket ederek, teknolojiyi sadece tüketen değil kendi yerel ihtiyaçlarına göre üreten ve yöneten bir Türkiye, küresel tarım sisteminin en güçlü aktörlerinden biri hâline gelecektir.

dijital tarım tarım5.0 hassas tarım yapay zeka ve tarım