OCAK-ŞUBAT 2026 / KAPAK KONUSU
Teknolojiyi tarlaya indirdiğimizde tarım gençler için çekici bir kariyer alanına dönüşüyor
İnsanlık tarihi boyunca stratejik bir güç unsuru olan gıda; artan jeopolitik gerilimler, iklim krizi, su kıtlığı ve tedarik zincirlerindeki kırılmalarla birlikte her zamankinden daha hayati önem taşıyor. Diğer yandan dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tarımla uğraşan nüfusun azalması, gıda güvenliğini güçlendirmeyi ve tarımı teknolojinin imkânlarıyla yeniden cazip bir alana dönüştürmeyi zorunlu kılıyor. Bu ihtiyaçlardan yola çıkan Tarım Teknolojileri Kümelenmesi (TÜME); ülkemizde teknoloji geliştiren markaları, akademisyenleri, üreticileri, gençleri ve çocukları aynı çatı altında buluşturmayı hedefliyor. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu ve 16 yıldır tarım sektörünün içinde olan TÜME Yönetim Kurulu Başkanı Abdulkadir Karagöz; kuruluş amaçlarını, çalışmalarını ve gelecek hedeflerini dergimize anlattı.
TÜME’nin Yönetim Kurulu Başkanısınız. Sizi tanıyabilir miyiz? Sizi bu alanda çalışmaya iten motivasyon ne?
Bizi TÜME’yi kurmaya iten asıl mesele gıdanın bir millî güvenlik meselesi olduğu gerçeğidir. Her ne kadar son 23 yılda tarımsal hasılamızı fedakâr üreticilerimizin gayretleri, devletimizin desteği ve yatırımlarla 3 katına çıkarmış olsak da yeni sınamalarla karşı karşıyayız. Kapımızdaki iklim krizi, su sorunu ve küresel çatışmalar gıda güvenliğinin bir millî güvenlik meselesi olduğunu artık net bir şekilde ortaya koyuyor. İşte bu noktada; gençleri, üniversiteleri ve teknoloji üreten girişimleri TÜME çatısı altında buluşturarak, tarımı teknolojiyle daha verimli kılmak ve bu alandaki potansiyelimizi değerlendirmek için gayret gösteriyoruz.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tarımla uğraşan insan sayısı azalıyor, tarım nüfusu yaşlanıyor. Bu sosyolojik dönüşüme karşı kayıtsız kalamayız. Teknolojinin çok yoğun olarak kullanılacağı, yapay zekâya dayalı bir model ortaya koymak ve gençlerin ilgisini çekmek istiyoruz. Gençlerin eliyle de gıdada tam bağımsız Türkiye idealine destek olmayı hedefliyoruz.
İNEKLERLE TEKNOLOJİYİ BİR ARAYA GETİRDİK
TÜME’nin kuruluş hikâyesini özetler misiniz? TEKNOFEST’in bu süreçteki rolü nedir?
TEKNOFEST, ülkemizdeki ve dünyadaki gençlerin enerjisini savunma sanayii ile harmanlayan, bu ülke için dertlenen ve üretmek isteyenlerin bir araya geldiği çok kıymetli bir platform. Tarihsel sürece baktığımızda, aslında 100 yıl önce teknolojiyi tetikleyen ana unsur tarım alanındaki ihtiyaçlardı. Ancak son 50 yıldır bu ivme savunma sanayisine kaydı ve oradaki gelişmeler zamanla sivil teknolojileri de dönüştürmeye başladı. TÜME’de amacımız ülkemizin emek yoğun sektörü olan tarımı teknolojiyle buluşturmak; çünkü biliyoruz ki gençlerimiz teknolojiyle tarımı birleştirdiğinde verimlilik, kalite ve gıda arz güvenliği çok daha yukarı seviyelere taşınacaktır.
TÜME’nin ilk somut adımını 2025 yılında TEKNOFEST İstanbul’da attık. İneklerle teknolojiyi bir araya getirdik, teknoloji fuarında inek olur mu sorusunun cevabını verdik. TEKNOFEST’te tarım ve hayvancılık alanında teknoloji geliştiren yerli şirketleri, Boğaziçi Üniversitesini, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesini ve ilgili paydaşları bir araya getirerek tam otonom bir çiftlik kurduk. İneklerle yüksek teknolojiyi aynı sahada buluşturduğumuzda, bu kabiliyetin ülkemizde zaten var olduğunu ve bunu sürdürülebilir şekilde sahaya yansıtmamız gerektiğini gösterdik.
EN ACİL İHTİYACIMIZ TARIMDA TEKNOLOJİK BİR DÖNÜŞÜM BAŞLATMAK
“Gıdanın stratejik güç unsuru” olması fikri sizin vizyonunuzu nasıl şekillendirdi? Sizce Türkiye’nin bu alandaki en acil ihtiyaçları neler?
Gıda sadece bir beslenme meselesi değil bir millî güvenlik meselesi. Pandemi ve küresel savaşlar bize gösterdi ki kendi gıdasını üretemeyen ve bu üretimde dışa bağımlı olan ülkeler büyük risk altında. Bu vizyon, bizim tarımı sadece toprakla uğraşmak olarak değil yapay zekâ ve verinin yönetildiği yüksek teknolojili bir sektör olarak görmemizi sağladı.
Bizim bu alandaki en acil ihtiyacımız; tarımsal üretimi veriye dayalı, verimlilik odaklı hâle getirmek ve teknolojik bir dönüşüm başlatmak; hayvan başı yıllık 2 ton ortalama olan süt verimini aynı maliyetlerle 10 tona çıkarmak. Türkiye’de son 23 yılda yapılan alt yapı yatırımlarıyla, sulama sistemleriyle tarımsal hasılada ciddi bir artış yakaladık. Bu büyüme fedakâr analarımızın, çiftçilerimizin emekleriyle oldu ancak şimdi meselemiz geleceğe hazırlanmak. Geleneksel yöntemlerle yapılan üretimde ciddi bir girdi maliyeti ve kaynak israfı söz konusu, kaynaklarımızı verimli kullanmak zorundayız. Çünkü 10 yıl önce gerçekleşmesine ihtimal vermediğimiz olaylar bir gecede yaşanabiliyor; bir tweetle tedarik zincirleri alt üst olabiliyor, tıpkı Gazze’de olduğu gibi gıda yeri geldiğinde bir silah olarak kullanılabiliyor. Bu nedenle bizim en önemli ve acil ihtiyacımız tarım ve hayvancılıkta sürdürülebilir, yüksek verim odaklı dönüşümü bir an önce hayata geçirmek.
Vizyonunuzda “yalnızca kendi kendine yeten değil tarım teknolojileri geliştiren ve ihraç eden bir Türkiye”den bahsediyorsunuz. Bu dönüşümü nasıl sağlamayı planlıyorsunuz?
Yaşadığımız bu çağda veri her şeyden önemli, teknolojiyi üretirseniz kendi verimizi kendimiz kullanabileceğiz; bu da kendi yapay zekâ teknolojilerimizi geliştirmemize olanak sağlayacak. Yapay zekâ ve otonom sistemleri tarımın her aşamasına entegre etmeliyiz. Start-upları ve yerli firmalarımızı destekleyerek sensör teknolojilerinden insansız tarım araçlarına kadar geniş bir yelpazede yerli çözümler geliştirmeliyiz. Planımız, Türkiye’yi tarım teknolojileri özelinde bir “hub” yani merkez hâline getirmek. Yerli imkânlarla geliştirdiğimiz yazılım ve donanımları önce kendi topraklarımızda test edip başarıya ulaştıracak ardından bu çözümleri küresel pazara ihraç edeceğiz. Bu sayede tarım, ülkemizin sadece iç ihtiyacını karşılayan bir sektör değil yüksek katma değerli ihracat kalemi hâline gelecektir.
Isparta’da, İzmir’de, Kocaeli’nde, Tekirdağ’da her biri kendi alanında yenilikçi ve rekabetçi yönü çok güçlü olan ve tarım teknolojisi teknoloji geliştiren şirketler var. Biz TÜME çatısı altında Türkiye’de tarım teknolojisi geliştiren şirketleri, start-upları, üniversiteleri, üreticileri bir çatı altında bir araya getiriyor ve bir ekosistem inşa ediyoruz. Bunun yanında gençleri bu üretim zincirinin bir parçası hâline getiriyor ve otonom çiftlikler kuruyoruz.
“Gençlerin tarımdan uzaklaşması” sorununu çözmede teknoloji nasıl çözüm olabilir?
Tarımı, teknolojiyle bir araya getirdiğimiz zaman gençlerin alana yöneldiğini görüyoruz. Teknolojiyi işin içine kattığınızda tarım, bir “akıllı sistemler yöneticiliği” hâline dönüşüyor. Gençler drone uçurmayı, otonom traktörleri yazılımla yönetmeyi ve dijital veri analizini seviyor. Teknolojiyi tarlaya indirdiğimizde, tarımı gençler için modern ve çekici bir kariyer alanına dönüştürmüş oluyoruz. Lüleburgaz’daki otonom çiftlik sektörün hangi noktaya gittiğini açıkça gösteriyor. Bize düşen bu örneklerin sayısını artırmak. TÜME Vakfı olarak 2026 TEKNOFEST’e kadar Türkiye’de 40 adet 100 başlık yapay zekâ destekli otonom çiftlik kuracağız. Bu çiftliklerin 20 tanesini üniversitelerde kuracağız, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinde 10 adet çiftliğin temelini Şubat ayı içinde attık; Bursa’da, Balıkesir’de, Antalya’da, Zonguldak’ta genç üreticilerimize de bu bağlamda destek oluyoruz. Özel sektörü, akademiyi ve üreticiyi bu ekosistem içerisine dâhil ediyoruz.
SÜREÇLERİ TAMAMLAYANLARI YATIRIMCILARLA BULUŞTURUYORUZ
AR-GE ve Startup Geliştirme Programı’nda mentörlük süreci nasıl işliyor? Hangi alanlarda teknoloji geliştirmeye öncelik veriyorsunuz?
TÜME çatısı altında öncelikle teknoloji geliştirmek isteyen ve fikri olan gençleri yarışmalara hazırlıyoruz. TEKNOFEST’in tarım teknolojileri yarışmaları bu alanda dünya ölçeğinde bir program. Bunun yanında tarım teknolojileri geliştiren start-up şirketleri destekliyoruz, onların teknolojilerini deneyimleyebileceği alanlar oluşturuyoruz. Boğaziçi Üniversitesi ile bu alanda ihtisaslaşmış bir Teknopark hazırlığı içindeyiz. Genç üreticileri eğitim programlarına alıyoruz. Tüm bu ekosistemi inşa ederken fikri olanlara eğitim ve ekipman desteği, teknoloji geliştiren şirketlere uygulama ve deneyim alanları oluşturuyoruz. Bu süreçleri başarıyla tamamlayan proje ve üreticileri ise yatırımcılarla buluşturuyor, kaynağa erişimini kolaylaştırıyoruz.
Vizyonunuzda yer alan Modern Çiftçilik Eğitim Programını ne şekilde, nerede ve nasıl uyguluyorsunuz?
Modern Çiftçilik Eğitim Programı’nı, teorik bilgiyi pratik uygulama ile harmanlayan bir yapıda kurguluyoruz. Kurulumuna başladığımız otonom çiftliklerde teknoloji geliştirenleri, akademik faaliyetleri ve genç üreticileri eğitime alıyoruz. Gençler bu otonom çiftliklerde a’dan z’ye üretim sürecinin tüm aşamalarını deneyimliyor ve eğitimini alıyor. Eğitimlerini başarıyla tamamlayanlar kurduğumuz otonom çiftliklerin yöneticisi oluyor ve üretim ekosisteminin bir parçası hâline geliyor.
TÜME olarak önümüzdeki 5 yıl için hedefleriniz neler?
TÜME önümüzdeki 5 yıl içinde Türkiye’de 40 bin otonom çiftliğin hayata geçirilmesi için ihtiyaç duyulan ekosistemi oluşturuyor. 2026 yılında 40, 2027’de 400, 2028’de 4 bin otonom çiftliğin en nihayetinde ise 40 bin yapay zekâ destekli otonom çiftliğin hayata geçmesi için çalışıyoruz. Üretimde hayvan başı ortalama 2 ton olan yıllık süt verimini 10 tona çıkarmayı, etçi materyalde yüzde 100 kendine yeten seviyeye ulaşmayı hedefliyoruz. Bunun yanında bitkisel üretim ve su ürünleri üretiminde dünyaya örnek olacak teknolojilerin geliştiği bir ekosistem hedefliyoruz.